top of page


Normalleşme Süreci Olarak Seyr-i Sülûk “Fıtrata Dönüş Yolculuğu”
Yüce Allah, insanı "ahsen-i takvim" üzere yaratmış ve mükerrem kılmıştır. Ancak dünya hayatının dağdağası, nefsin bitmek bilmeyen arzuları ve çevresel faktörler, insanın bu saf fıtratında bozulmalara yol açabilmektedir. Tasavvuf literatüründe "seyr-i sülûk" olarak adlandırılan manevi yolculuk, sanılanın aksine fıtratı aşan olağanüstü güçlere ulaşma çabası değil; bu dejenere olmuş yapının aslına dönmesi, yani bir "normalleşme" sürecidir. Sünnet-i Seniyye tetkik edildiğinde, Hz


Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri Olarak Tekkeler ve Toplumsal İhya
Toplumun kültürel, dini ve sosyal tekâmülü, bireylerin iç dünyaları ile dış dünya arasındaki dengeyi kuran kurumların varlığına bağlıdır. İslam medeniyetinde bu ihtiyacı karşılayan ilk çekirdek yapı, Hicret’in ilk yılında Mescid-i Nebevî’nin bitişiğinde kurulan "Suffe"dir. Zaman içerisinde ribat, hangâh, zaviye ve dergâh gibi isimlerle kurumsallaşan tekkeler, özünde Suffe’nin "insan inşa etme" vazifesini devralmış ve tarihin en etkin sosyal rehabilitasyon merkezleri olarak hi


Silsileden Hanedana
Henüz sahabe neslinde oluşmaya başlayan bazı ilmî ve irfanî kümeleşmeler, çeşitli silsilelerin oluşmaya başlamasına öncülük etmiştir. Hz. Ali (kerremallâhu vechehû) ile Hasan-ı Basrî (radiyallâhu anh) ve Hz. Ali ile Hz. Hasan’ın (radiyallâhu anhüm) kanalı ile gelen silsileler bu konuda en bilinenleridir. Tabii bu iki örnekten de hemen göze çarpacağı üzere, bu silsilelerin birinde akrabalık ilişkisi varken diğerinde milliyet ilişkisi dahi yoktur. Çünkü Hasan-ı Basrî, babası az


Nakşibendî-Hâlidî Geleneğinde Manevi Hiyerarşi
Tasavvuf yolu, Yüce Allah’ın (c.c.) kulları arasında tesis ettiği fazilet derecelerine dayalı bir tekâmül sürecidir. Nakşibendî tarikatı, tarihsel süreçte Sıddıkiyye’den Hâlidiyye’ye uzanan geniş bir silsilede, her dönemin ihtiyacına göre kendini yenileyen köşe taşları tarafından şekillendirilmiştir. Özellikle Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî dönemi, yolun kurumsal bir hiyerarşiye ve geniş bir irşad ağına kavuştuğu en parlak evrelerden biridir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, irşad faaliyetl


Vefat Etmiş Mürşidin Manevi Terbiyesindeki Keyfiyet
Tasavvuf düşüncesinde gerçek mürşid, "Hâdî" isminin tecellisiyle kulu sırat-ı müstakime ulaştıran Allah Teâlâ’dır. Peygamberlerin ve onların varisleri olan kâmil mürşitlerin irşadı ise külli iradeye bağlı bir vesilelik makamıdır. Hz. Peygamber (sav) hayatının da vefatının da ümmeti için hayır olduğunu beyan ederek, mematından sonra da irşat ve şefaatinin devam edeceğine işaret etmiştir. Bu durumun en somut tezahürü, hayattayken kendisini göremeyen Üveys el-Karânî’nin manen te


Tasavvufi Hayat ve Lüks Tüketim
İslam tarihinde dünya nimetlerine karşı takınılacak tavır, Hz. Ömer döneminde gelirlerin artmasıyla birlikte ciddi bir tartışma konusu olmuştur. Hz. Selman-ı Farisi ve Hz. Ebu Zer gibi sahabelerin başlattığı "zühd hareketi", dindarlığın sadelik ve kanaatle eşdeğer olduğu fikrini pekiştirmiştir. Ancak öte yandan Hz. Osman ve Hz. Zübeyr bin Avvam gibi ileri gelen sahabelerin meşru dairedeki servet ve refahı tercih etmeleri, İslam düşüncesinde alternatif bir hayat tarzının da ka


Tarikat Geleneğinde Postnişin Belirlenme Usulü
Tasavvuf yolu, bir yönüyle bireyin "insan-ı kâmil" olma yolundaki manevi eğitim müessesi, diğer yönüyle ise hiyerarşik bir düzene sahip sosyal bir yapıdır. Bu yapının sürekliliği, irşad faaliyetlerinin kesintiye uğramaması ve toplumsal dokunun korunması, "postnişin" adı verilen rehberin belirlenme sürecine bağlıdır. Bu süreç, sadece idari bir tercih değil, aynı zamanda manevi bir yetkilendirme meselesidir. Tarikatların bir "sosyal grup" mu yoksa bağımsız bireylerden oluşan bi


Nakşibendî-Hâlidî Geleneğinde Teveccüh
Tasavvuf literatüründe teveccüh; lügat manasıyla bir yöne dönmek, ıstılahta ise mürşidin irşat maksadıyla müridine manen yönelmesi, müridin de bu feyizden istifade etmek için gönlünü rehberine bağlamasıdır. Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolu, teveccühü tıpkı rabıta gibi belirli bir disiplin ve usul çerçevesine oturtmuştur. Bu uygulama, mürşidin mürit üzerindeki manevi tasarrufunun en somut ve yoğun yaşandığı anlardan biri olarak kabul edilir. Hâlidîlikte teveccüh uygulaması, bölg


Mürşide Teslimiyetin Şer’i Sınırları
Tasavvuf geleneğinde "hak yola rehberlik eden" anlamına gelen mürşitlik makamı, tarih boyunca hem büyük bir hürmete hem de ciddi tartışmalara konu olmuştur. Özellikle mürşidin yetki sınırları ve müridin teslimiyet ölçüsü, tenkitçiler ile istismarcılar arasında adeta bir savaş alanına dönüştürülmüştür. Bu hassas meseleyi, Kur’an ve Sünnet’in çizdiği "orta yol" üzerinden değerlendirmek, günümüzdeki kafa karışıklıklarını gidermek adına elzemdir. İslam hukukunda itaatin hiyerarşi


İpek Böceğinden Kelebeğe
İnsanlık tarihi kadar eski olan Hak ve Batıl mücadelesi, her dönemde farklı kurumsal kimliklerle tezahür etmiştir. İslam düşünce geleneğinde, ilhamını vahiyden alan ve bireyin manevi terbiyesini merkeze alan tasavvufi yapılar bu sürecin en önemli halkalarından biridir. Tarihsel süreçte "tarikat" olarak kristalize olan bu yapılar, günümüzde yerini büyük oranda "tasavvufi cemaatlere" bırakmıştır. Bu değişim, sadece bir isim farklılığı değil; usul, gaye ve yapı bakımından köklü


Hak Yolunun Yol Kesicileri
İnsanlık tarihi, Hz. Âdem’in (a.s.) yaratılışıyla başlayan ve İblis’in "dosdoğru yol üzerinde oturma" yeminiyle şekillenen devasa bir mücadele alanıdır. Kur’an-ı Kerim’de A’râf Suresi’nde beyan edildiği üzere şeytan; insanı saptırmak için önünden, arkasından, sağından ve solundan yaklaşacağını ilan etmiştir. Bu saptırma çabaları, özellikle insanın asıl yaradılış gayesi olan "marifetullah" yolunda daha girift ve tehlikeli bir hal alır. Tasavvuf yolunda mesafe kat etmek isteye


Dînî Grupların Haricî Etkilerle Değişimi
Anadolu’nun İslamlaşma sürecinde Ahmet Yesevî ve Abdülhâlık Goncduvânî gibi ekollerin inşa ettiği Ehl-i Sünnet omurgası, toplumsal birliğimizin temel taşıdır. Ancak tarihsel süreçte bu yapıların "mânevi karizması", dış mihraklar tarafından istismar edilerek toplumsal tahribatın birer aracı haline getirilmeye çalışılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimiyle zirveye ulaşan ihanet, bu istismarın güncel ve en tehlikeli örneğidir. İslam düşüncesi içtimai tekâmülü kabul eder; ancak dînî
bottom of page
