

Dostluk: İki Bedende Aynı Yöne Bakan Bir Ruh
İnsan, yaratılışı gereği yalnız yaşayamaz. Ne dünya yolculuğu tek başına sürdürülebilir ne de ahiret yürüyüşü. Bu yüzden insan, hayatı boyunca kendine benzeyen değil; kendisiyle aynı istikamete bakan bir dost arar. Çünkü dostluk, kan bağından önce gönül bağıdır. Aynı anneden doğmak kardeşlik için yeterli olabilir; fakat dostluk için aynı hedefe yürümek gerekir. Tarih boyunca bu hakikatin en berrak örneğini Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında görürüz.


Rıza-ı İlahi
Rahmân ve Rahîm olan Rabbimizin adıyla… Âlemlerin Rabbine (c.c.) nihayetsiz hamd; âlemlerin efendisine, âline ve ashabına nihayetsiz salât ü selâm olsun. O sultanlar sultanının ahlâkı ile ahlâklanmış cümle ehl-i imana rahmetler olsun. İlâhî rıza; cümle âlemin Hâlıkı, eşi ve benzeri olmayan, yani Subhân olan Rabbimizin (c.c.) kulundan hoşnut olması, onu sevmesi ve ona muhabbet etmesidir. İşte yaratılış gayesinin kulluk olduğu bilincine ermiş bir müminin yegâne gayesi bu rızaya


TÛL-İ EMEL
İnsanın, hiç bitmeyecekmiş gibi uzun vadeli planlar yapmasına tûl-i emel denir. Oysa dünya, geçici bir konak yeridir; burada ancak sınırlı bir vakit kalacağımızı, yaptıklarımızdan ve söylediklerimizden sorumlu tutulacağımızı unutmamamız gerekir. Dünyaya bağlarını sağlam attığını zanneden kişi, sürekli daha fazlasını elde etme çabasıyla büyük ve kontrolsüz bir dünya perestliğe sürüklenir. Bu hâl, insanı ahiretin sürekliliğinden ve vazifelerinin öneminden koparır. Dünya telaşı,
