Dostluk: İki Bedende Aynı Yöne Bakan Bir Ruh
- Cengiz Öksen

- 4 saat önce
- 2 dakikada okunur
İnsan, yaratılışı gereği yalnız yaşayamaz. Ne dünya yolculuğu tek başına sürdürülebilir ne de ahiret yürüyüşü. Bu yüzden insan, hayatı boyunca kendine benzeyen değil; kendisiyle aynı istikamete bakan bir dost arar. Çünkü dostluk, kan bağından önce gönül bağıdır. Aynı anneden doğmak kardeşlik için yeterli olabilir; fakat dostluk için aynı hedefe yürümek gerekir.
Tarih boyunca bu hakikatin en berrak örneğini Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında görürüz. Onun etrafında binlerce sahabi vardı; fakat “Çehâr-yâr-ı Güzîn” olarak anılan Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali gibi dostları sayıca azdı. Bu isimler sadece birer sahabi değil, zor zamanların yoldaşı, yükün altına birlikte giren ruh ikizleriydi. Nitekim Huneyn Gazvesi’nde olduğu gibi, herkesin dağıldığı anlarda Efendimizin yanında kalanlar yine birkaç sadık gönülden ibaretti. Sayı azdı ama yön doğruydu.
Dostluk, menfaat birlikteliği değildir. Aynı sofrada oturmak, aynı ortamda bulunmak ya da aynı fikirleri tekrar etmek de dostluk sayılmaz. Gerçek dostluk; gönüllerin birbirine ısınması, birbirine inanması ve aynı hedefe doğru birlikte yürümesidir. Bu yüzden tasavvuf geleneği dostluğu “aynı kıbleye yönelen kalplerin beraberliği” olarak tarif eder. Çünkü kıble aynı değilse yolculuk uzun sürmez.
Dostluk aynı zamanda empati demektir. Kişinin kendisi için istediğini dostu için de istemesi, sevdiği nimeti önce onunla paylaşabilmesidir. İnsan, sevdiği ekmeği önce dostuna ikram edebiliyorsa; sevincini de hüznünü de onunla paylaşabiliyorsa dostluk filizlenmiş demektir. Bu bağ, sadece mutlu anlarda değil; korkuda, kaygıda ve fedakârlık gerektiren zamanlarda da kendini gösterir.
Ancak dostluk, benzerlik zorunluluğu da değildir. Dost, mutlaka bizim gibi düşünmek, bizim gibi yaşamak zorunda değildir. Farklı bir ailede büyümüş, farklı bir kültürden gelmiş, farklı zevklere ve alışkanlıklara sahip olabilir. Asıl maharet, bu farklılıklara rağmen iki ayrı bedende tek bir ruh gibi aynı hedefe yürüyebilmektir. Dostluk, farklılıkları törpülemek değil; onları anlayarak birlikte yürümektir.
Sonuç olarak dostluk, dünyayı kolaylaştıran ve ahireti anlamlı kılan bir yoldaşlıktır. İnsan, dostuyla insan olur; dostuyla ayakta kalır. Ve en kıymetli dostluk, Allah için kurulan ve Allah için sürdürülen dostluktur. Çünkü böyle bir bağ, zamana yenilmez; ölüme takılmaz; ahirete kadar uzanır.
Mücahit Cengiz Öksel



Yorumlar