TÛL-İ EMEL
- Recep Altıkulaç

- 6 Oca
- 3 dakikada okunur
İnsanın, hiç bitmeyecekmiş gibi uzun vadeli planlar yapmasına tûl-i emel denir. Oysa dünya, geçici bir konak yeridir; burada ancak sınırlı bir vakit kalacağımızı, yaptıklarımızdan ve söylediklerimizden sorumlu tutulacağımızı unutmamamız gerekir. Dünyaya bağlarını sağlam attığını zanneden kişi, sürekli daha fazlasını elde etme çabasıyla büyük ve kontrolsüz bir dünya perestliğe sürüklenir. Bu hâl, insanı ahiretin sürekliliğinden ve vazifelerinin öneminden koparır. Dünya telaşı, aslında insanın öz benliğindeki mükemmelliği fark etmesinin ve insanlığın yüce makamlara ulaşmasının önündeki en büyük engellerden biridir.
Dünya hayatının geçiciliğini hepimiz biliriz. Ölüm, dünya hayatından bir kopuştur ve Yüce Allah’ın takdir ettiği vakitte gerçekleşecek büyük bir hakikattir. Nitekim Yüce Mevla, A’lâ Sûresi’nin 16 ve 17. ayetlerinde şöyle buyurur: “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret hayatı daha hayırlı ve süreklidir.” Bu ilahi uyarı, insanın tercihlerine yön vermesi gereken temel ölçüyü açıkça ortaya koymaktadır.
Dünya hayatının mahiyeti ise Hadîd Suresi’nin 20. ayetinde ne güzel özetlenmiştir: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ile evlatta çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider; sonra kurur, onu sararmış görürsün, ardından çerçöp olur. Ahirette ise şiddetli bir azap da vardır, Allah’tan bir bağışlanma ve rıza da. Dünya hayatı aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.” Bu ayetin hatırlattığı gerçekler, insanı oyalayan ve dünyanın geçiciliğine rağmen ona bağlayan meşguliyetlerin, kişiyi ahiretten kopardığını açıkça göstermektedir.
Dünya hırsının neticesi, çoğu zaman elem verici bir azaba sürüklenmektir. Oysa Allah’tan korkarak, O’nun koyduğu hudutlara riayet eden; haramlardan kaçıp helale sarılan ve başına gelenlere sabırla yaklaşan kimse, büyük mükâfatlara erişir. Müslüman, bu noktada tam bir denge insanı olmalıdır. Bu denge önce insanın kendi iç âleminde başlar, ardından dış dünyaya yansır. Kişi, Müslüman olmanın sorumluluğunu idrak etmeli ve bunun gerektirdiği örnek şahsiyet olma yolunda gayret göstermelidir. Hz. Peygamber’in ifadesiyle, “Mümin, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Hepimizin hedefi; elimizdeki işi, mesleğimizi ve bulunduğumuz konumu en iyi ve en verimli şekilde yerine getirmek olmalıdır.
Unutmamak gerekir ki dünya hırsı, hakikat gözünü kör eder. Nitekim hadis-i şeriflerde bu tehlikeye dikkat çekilir: “İki şey vardır ki insan onlara doymaz: mal sevgisi ve uzun emel.” (Buhârî, Rikâk 5). Yine bir başka rivayette, “Dört şey kalbi karartır: günah işlemek, çok gülmek, çok konuşmak ve tûl-i emel” (Beyhakî, Şu‘abü’l-Îman) buyrulmuştur. Bu uyarılar, insanın kalbini diri tutabilmesi için nelere dikkat etmesi gerektiğini net biçimde ortaya koyar.
Peki, bu tuzaklardan nasıl sıyrılmalı ve bize tavsiye edilen nitelikli bir hayatı nasıl yaşamalıyız? Bunun için öncelikle ehl-i sünnet vel cemaat çizgisindeki âlimlerin eserlerinden istifade etmeli, ilmimizi sürekli artırmaya gayret etmeliyiz. Ayrıca, “Ağızların tadını kaçıran ölümü çokça hatırlayınız” hadis-i şerifini zihnimizden çıkarmamalıyız. Kabir ziyaretleri yaparak, dünyanın faniliğini fısıldayan o sessiz hakikati duymaya çalışmalıyız. Zira herkes, yarım kalan işleriyle bu dünyadan ayrılıp toprağın altına girmektedir; milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada sürekli bir devir daim söz konusudur.
Hz. Ali’nin (r.a.) şu sözü, hayatımızın her safhasında kulaklarımıza küpe olmalıdır: “Bir kişinin kendisine yaptığı kötülüğü, bütün insanlık bir araya gelse yapamaz.” Yüce Allah, cümlemizi tûl‑i emelin tehlikesinden korusun ve bizi helâk olmaktan muhafaza eylesin. Âmin.
Recep ALTIKULAÇ



Allah cc razı olsun. Rabbimiz cc dünya hayatının heves ve hevasına kapılmadan ahiret için çalışan kullarından eylesin bizleri. Amin