top of page

Normalleşme Süreci Olarak Seyr-i Sülûk “Fıtrata Dönüş Yolculuğu”

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 4 gün önce
  • 2 dakikada okunur


Yüce Allah, insanı "ahsen-i takvim" üzere yaratmış ve mükerrem kılmıştır. Ancak dünya hayatının dağdağası, nefsin bitmek bilmeyen arzuları ve çevresel faktörler, insanın bu saf fıtratında bozulmalara yol açabilmektedir. Tasavvuf literatüründe "seyr-i sülûk" olarak adlandırılan manevi yolculuk, sanılanın aksine fıtratı aşan olağanüstü güçlere ulaşma çabası değil; bu dejenere olmuş yapının aslına dönmesi, yani bir "normalleşme" sürecidir.

Sünnet-i Seniyye tetkik edildiğinde, Hz. Peygamber’in (sav) sahabelerine yönelik farklı terbiye ve tezkiye usulleri uyguladığı görülür. Bunun en sarsıcı örneği, Tebük Gazvesi’ne mazeretsiz katılmayan Kâ’b b. Malik’e (r.a.) uygulanan manevi reçetedir.

Hz. Peygamber, Kâ’b b. Malik’e 50 gün süren bir "sosyal tecrit" ve sükût terbiyesi uygulamıştır. Bu süreçte Kâ’b, sadece toplumdan değil, en yakınlarından ve nihayetinde eşinden bile uzak tutulmuştur. Bu çetin imtihan, Kâ’b b. Malik’in iç dünyasında tam bir "arınıp durulma" sağlamış; onu yalandan, dünya metaının ağırlığından kurtarıp sıdk makamına ulaştırmıştır. Bu, tasavvufi anlamda bir mürşid-i kâmilin müridi üzerindeki irşad operasyonunun nebevi örneğidir.

Hicri ikinci asırdan itibaren kurumsallaşan tasavvuf, manevi arınma metodunu "seyr-i sülûk" olarak isimlendirmiştir. Büyük mana mimarlarının bu yoldaki tek amacı, saliki günahlardan ve kötü huylardan arındırıp, güzel ahlakla donatmaktır. İkinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbânî’nin de ifade ettiği gibi, seyr-i sülûkun nihai noktası "abdiyet" yani sırf kulluktur.

Günümüzde heterodoks mistik yapıların ve ehil olmayan müteşeyyihlerin tesiriyle; rüya, keşif ve keramet gibi haller birer hedef gibi sunulmaktadır. Oysa:

·         Sekr (Manevi Sarhoşluk) değil, Sahv (Manevi Uyanıklık/Temkin) esastır.

·         Keramet velayet için şart değildir; asıl keramet istikamet üzere yaşamaktır.

·         Nübüvvet için mucize bir kanıt iken, velayet bir iddia olmadığı için keramete ihtiyaç duymaz.

Gerçek bir mürşid-i kâmil, seyr-i sülûkun dört aşamasını olan seyr-i ilallah, seyr-i fillah, seyr-i anillah ve seyr-i fi'l eşya menzillerini aşan kişidir. Bu yolculuğun son merhalesi olan "seyr-i fi'l eşya", velinin dünyevi işlere ve eşyaya hakikat nazarıyla, ancak tam bir uyanıklıkla geri dönmesidir. Bu makama ulaşanlar, cahillerce "maneviyattan uzak" sanılsa da aslında onlar irşadın en kâmil noktasındadırlar.

Bazı salikler, sülûk esnasında olağanüstü haller zuhur etmemesini bir eksiklik sanırlar. Oysa yürüyerek gidenin yoldaki her taşı görmesi gibi, manevi yolda ağır ilerleyenler bazı hallere takılabilirler. Cezbe ve tevfik ile hızlı yol alanlar ise sanki uçakla seyahat edercesine bu ara duraklara takılmadan doğrudan hedefe, yani Allah’ın rızasına odaklanırlar.

Seyr-i sülûk, insanı fıtratından koparan bir zihin bulanıklığı değil, onu "ahsen-i takvim" kıvamına döndüren ilahi bir rehabilitasyondur. Esas olan, ibadetlerdeki tadın artması, ahlakın güzelleşmesi ve her halükarda Şeriat-ı Garra-i Ahmediyye’ye mutlak tabi olmaktır.

Aliosman Dağlı

 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page