top of page

Silsileden Hanedana

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 4 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Henüz sahabe neslinde oluşmaya başlayan bazı ilmî ve irfanî kümeleşmeler, çeşitli silsilelerin oluşmaya başlamasına öncülük etmiştir. Hz. Ali (kerremallâhu vechehû) ile Hasan-ı Basrî (radiyallâhu anh) ve Hz. Ali ile Hz. Hasan’ın (radiyallâhu anhüm) kanalı ile gelen silsileler bu konuda en bilinenleridir. Tabii bu iki örnekten de hemen göze çarpacağı üzere, bu silsilelerin birinde akrabalık ilişkisi varken diğerinde milliyet ilişkisi dahi yoktur. Çünkü Hasan-ı Basrî, babası azatlı köle olan bir Müslüman’dır. Büyük ihtimalle de Arap olmayan bir milletten gelse gerektir.

Hz. Ali’nin (kerremallâhu vechehû) asıl varisinin Hz. Hasan (radiyallâhu anh) mı, Hasan-ı Basrî (radiyallâhu anh) mi, ya da her ikisi birden mi olduğu konusu; aslında bu konudaki suallerimizin tamamını büyük oranda cevaplandıran kilit bir sualdir. Hem Ehl-i Sünnet hem de Şia kaynaklarında Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Zeynü’l-âbidîn yoluyla devam eden silsile, belli şartlarla ilim ve irfan silsilesi olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan da gerek Hz. Ali ve Hasan-ı Basrî silsilesi gerekse de Hz. Ebubekir - Selmân-ı Fârisî silsileleri ön plana çıkmaktadır.

İlim ve irfanın liyakatle aktarılacağı herkesçe malum ve maruf bir hakikattir. Tabii kişiler arasında belli bir nesep ilişkisinin bulunması, onların aynı zamanda liyakat sahibi de olabilmelerine bir engel teşkil etmez. Fakat Şia’nın ve bazı ehl-i bid’at tarikatların siyasi hilafeti ve şeyhliği babadan oğula geçen bir kurum hâline getirmesi kabul edilebilecek bir şey değildir.

Günümüzde bazı tarikatların silsilelerinin sürekli babadan oğula ya da başka bir akrabaya devredilegelir olması, halk arasında çeşitli şüphelerin zuhur etmesine sebebiyet vermektedir. Bu durumun izah edilmesi ve kafalardaki şüphelerin def u ref edilmesi için gerekli incelemenin yapılması ve bu konuda doyurucu cevaplar verilmesi şart olmuştur.

Yaptığımız araştırmalar sonucunda Nakşibendî Tarikatı’nın Çin’de faaliyet gösteren bir kolu dışında Ehl-i Sünnet tasavvufunda —bir de kısmen Mevlevîleri bu konuda hanedanlaşmış olarak görmekteyiz— bu durum yaygın değildir. Şiî tasavvufunda ise hem Bektaşî hem de Safevî silsileleri hanedanlaşmıştır. Fakat kurallaşmamakla beraber; özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak bölgesinde yoğun olarak dillendirilen bir söylem söz konusudur. Bu söylem mealen şöyledir:

“Medresesine evlatlarından birini bırakamayan müderris ve tekkesine evlatlarından birini bırakamayan bir şeyh kınanmaya layıktır. Ve şayet medresede ve tekkede müderrisin ve şeyhin evlat ya da yakınlarından biri varsa, diğer talebelere ve halifelere düşen farklı yerlerde vazife yapmaktır.”

Bu mülahaza mezkûr yerlerdeki birçok tekkenin ve medresenin zayıflamasına ya da tamamen yok olmasına sebep olmuştur. İstisnai olarak daha da büyüyüp gelişen medrese ve tekkeler de görülmüştür.

Yukarıdaki tutum yerel tekke ve medreselerin halkın üzerinde var olan etkilerini devam ettirmeleri açısından bir süreklilik oluştursa da zaman içerisinde genel bir yozlaşmaya gidildiği ve bu kurumlara olan saygı, sevgi ve güvenin gün geçtikçe azaldığı görülmektedir. Özellikle yükseköğrenim görmüş genç nesil, almış oldukları sorgulayıcı eğitimin de sonucu olarak: “Neden babadan oğula ya da ağabeyden kardeşe aktarılan bir yetki akışı var? Daha eğitimli ve daha olgun kişiler bu medrese ve tekkelerden yetişmiyor mu acaba? Ya da yetişiyorsa bunlara niçin fırsat verilmiyor?” gibi soruları bazen direkt muhataplara bazen de taraftarlarına yöneltmektedirler. Bu konuda aldıkları cevaplar genelde aşağıda sıralananlar gibi olmaktadır:

  1. Biz bunları anlamayız. Onlar en iyisini bilir. Böyle şeytani şeyler düşünerek nefsine yan çıkma. Bu senin yaptığın kibirden kaynaklanmaktadır.

  2. Bu aile eskiden beri mübarekliği ve güzel ahlakıyla meşhur bir ailedir. Hiçbirimiz onlar gibi olamayız. Onların hem soyu hem hayatı temizdir.

  3. Baba, oğlundan daha iyi kimi yetiştirebilir? Nasıl Davud Aleyhisselâm’a Süleyman Aleyhisselâm varis kılınmışsa, bu zat da diğer zata varis kılınmıştır.

Tabii ki günümüz insanı, eğitim seviyesinin yükselmesine paralel olarak yukarıdaki izahlara artık ya kulak vermemekte ya da bu cevaplarla gönlünü yatıştıramamaktadır. Pekâlâ, gerçekçi bir izah nasıl yapılabilir? Biz içtimai hayatın akışına uygun ve nassların ruhuna muvafık bazı cevapları aşağıda arz etmeye gayret edeceğiz.

  1. İslâmî ilimlerin son yüzyıllarda kurumsallığını yitirmesi bireysel çabanın ve kendi kendini yetiştirmenin ön plana çıkmasına neden olmuştur. Medreselerin kapatılıp tekkelerin lağvedilmesi, bu konularda yürütülecek her türlü faaliyetin yasaklanması ve bu yasağa riayet etmeyenlerin şiddetle cezalandırılması; kişilerin ya yakınlarını ya da çok güvendiği kişilerin çocuklarını yetiştirmelerine neden olmuştur. Böylece 1980’lerden önce eğitim süreci geçirmiş olan birçok kişi, bu ilim ve irfan kaynağı hocalardan ve onların sadra şifa ders ve sohbetlerinden mahrum kalmış; bu manevi aktarım daha ziyade yakınlar vasıtasıyla yapılagelir olmuştur.

  2. Özellikle 20. yüzyılda dinî yaşantının menfi olarak değişmesi üzerine birçok aile ve dinî grup, kendilerini bu olumsuz değişimden koruyabilmek için içe kapanmış ve yakınlarını bu olumsuz değişime karşı korumacı bir tavırla ana gövdede tutabilmek amacıyla geleneksel bazı kurumların devam ettirilmesinde onları istihdam etmişlerdir. Medreseler ve tekkeler de bu iyi niyetli tavırdan nasibini almıştır. Fakat bu her zaman olumlu netice vermemiş, bazen de bu geleneksel kurumların dejenere olması söz konusu olabilmiştir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; her sosyal olgu ve olayın genelde birden fazla nedeni vardır. Bu nedenlerin bir kısmı mazeret olarak kabul edilebilir, bir kısmı da kabul edilemeyebilir. Fakat olayları tek bir nedene bağlayarak indirgemeci bir söylemde bulunmak son derece büyük bir yanılgıdır. Bazı tarikat silsilelerinin sadece menfaati koruyabilmek için aile arasında devredildiği gibi bir önyargıya sahip olmak bizce böyle bir yanılsamadır. Bizim naçizane kanaatimiz, bu konuların niteliksel ve niceliksel araştırmalar yapılarak ve alan araştırmalarına girilerek mümkün olduğunca net olarak ortaya çıkarılmasıdır. Kaleme aldığımız bu kısa çalışmanın bu amaca hizmet etmesini umut eder, yeni başlangıçlar için iyi niyetlerimizi arz ederiz.

Aliosman Dağlı

 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page