top of page

Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri Olarak Tekkeler ve Toplumsal İhya

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 4 gün önce
  • 2 dakikada okunur


 

Toplumun kültürel, dini ve sosyal tekâmülü, bireylerin iç dünyaları ile dış dünya arasındaki dengeyi kuran kurumların varlığına bağlıdır. İslam medeniyetinde bu ihtiyacı karşılayan ilk çekirdek yapı, Hicret’in ilk yılında Mescid-i Nebevî’nin bitişiğinde kurulan "Suffe"dir. Zaman içerisinde ribat, hangâh, zaviye ve dergâh gibi isimlerle kurumsallaşan tekkeler, özünde Suffe’nin "insan inşa etme" vazifesini devralmış ve tarihin en etkin sosyal rehabilitasyon merkezleri olarak hizmet vermiştir.

İslam toplumunun erken dönemlerdeki saflığını kaybetmeye başlamasıyla birlikte tekkeler, adeta birer "manevi sığınak" ve "rehabilitasyon merkezi" işlevi görmüştür. Toplumsal yozlaşmadan rahatsız olan ariflerin öncülüğünde kurulan bu mekanlar, bireyin ruh dünyasını tasfiye ve takviye sürecinden geçirmeyi hedefler. Tekkede rehabilite olan bir derviş, sadece kendi iç huzurunu bulan bir inziva adamı değil; karakteri oturmuş, temsil gücü yüksek ve cemiyet içinde adaleti gözeten karizmatik bir şahsiyet olarak topluma geri döner.

Tekkeler ile Hristiyan manastırları arasında yapılacak bir kıyas, tekkelerin "sosyal" karakterini daha net ortaya koyar. "Manastır insanı yalnızlaştırıp dünyadan koparırken, tekke ise kişiyi manen rehâbilite eder, hem kendini hem de toplumu dönüştürecek bir olgunluğa ulaştırıp sosyal hayatın içine katar." Tekke eğitimi alan kişi, modern tabirle bir "yaşam koçu" gibi toplumun kılcal damarlarına iner, ahlaki yaraları sarar ve sosyal dokuyu içeriden ihyâ eder.

Osmanlı coğrafyasındaki tekkeler; ilmi, askeri, kültürel ve iktisadi sahalarda gösterdikleri başarılarla bu rehabilitasyon gücünü kanıtlamışlardır. Günümüzde yaşanan sosyal buhranlar, aile içi şiddet, bağımlılıklar ve bireysel yabancılaşma gibi sorunlar karşısında, modern psikiyatri yöntemlerinin çoğu zaman sorunu çözmek yerine semptomları baskıladığı görülmektedir. Tekkelerin sunduğu "kalbi ve aklî ihya" metodu, bireyi uyuşturmak yerine uyandırmayı esas alan köklü bir alternatif sunar.

Toplumumuzun siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantılar karşısında gösterdiği direncin arka planında, bin yıllık tekke kültürünün genetik kodları yer almaktadır. Ancak her canlı müessese gibi tekkelerin de günün şartlarına göre bir "tecdit" sürecine girmesi kaçınılmazdır. İslam ümmetinin, aklını ve kalbini aynı anda doyuran bu kadim yuvalarına fikri ve ruhi bir dönüş yapması, toplumsal barışın ve bireysel huzurun anahtarı olacaktır.

 

Aliosman Dağlı

 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page