Dînî Grupların Haricî Etkilerle Değişimi
- Dr.Aliosman Dağlı

- 6 Oca
- 2 dakikada okunur
Anadolu’nun İslamlaşma sürecinde Ahmet Yesevî ve Abdülhâlık Goncduvânî gibi ekollerin inşa ettiği Ehl-i Sünnet omurgası, toplumsal birliğimizin temel taşıdır. Ancak tarihsel süreçte bu yapıların "mânevi karizması", dış mihraklar tarafından istismar edilerek toplumsal tahribatın birer aracı haline getirilmeye çalışılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimiyle zirveye ulaşan ihanet, bu istismarın güncel ve en tehlikeli örneğidir.
İslam düşüncesi içtimai tekâmülü kabul eder; ancak dînî gruplar bazen kendi tabii seyirlerinde, bazen de dış etkenlerin müdahalesiyle menfî bir "mutasyona" uğrayabilirler. FETÖ, başlangıçta Risale-i Nur hareketinin imânî inkişaf ve Kur'ânî müdafaa davasından aldığı "karizma"yı, Batılı mihrakların emellerine hizmet edecek bir "Protestan ahlakı" ve kapitalist bir ruha tahvil etmiştir.
Bu süreçte FG, Kur'ân ve Sünnet’i referans alıyormuş gibi görünerek takipçilerini "mankurtlaştırmış", sonunda asıl kaynakları tahrif ederek Müslümanların ve Türk milletinin düşmanı olan odaklarla işbirliğine girişmiştir.
Tarih, benzer sebeplerin benzer sonuçlar doğurduğu bir laboratuvardır. 13. yüzyılda Hacı Bektâş-ı Velî’nin Anadolu’yu İslamlaştıran ihlaslı hareketi, Osmanlı Devleti tarafından himaye edilmişti. Ancak bu hareketin karizmasını fark eden şer odakları, "Balım Sultan" eliyle tekkeye sızarak Bektâşîliği; Bâtınî ve Hurûfî fikirlerle kirletmişlerdir.
Dinde kolaycılık nefislere hoş geldiği için bu sapma hızlıca kabul görmüş, neticede devletin askerî omurgası olan Yeniçeri Ocağı bir darbe mekanizmasına dönüşmüştür. Tıpkı FETÖ’nün devletin kılcal damarlarına sızarak darbe yapması gibi, o dönemde de Bektâşî görünümlü yapılar yüzyıllarca Osmanlı’nın ilerlemesine engel teşkil etmiştir.
Sultan İkinci Mahmud Han’ın askerî müdahalesiyle Yeniçeri Ocağı kaldırılmış olsa da, Bektâşîlikteki sapmanın halka "ilmî ve fikrî" yönden yeterince anlatılamaması, tehlikenin marjinalleşerek devam etmesine neden olmuştur. Bugün FETÖ ile mücadelede aynı hataya düşülmemelidir. Sadece hukukî ve askerî tedbirler yeterli değildir; asıl mücadele "zihniyet, akîde ve yaşam tarzı" zemininde verilmelidir.
Bu doğrultuda acil eylem planı önerilerimiz şunlardır:
Kelâm, Dinler Tarihi, Tasavvuf ve Din Sosyolojisi alanında uzman, güvenilir bir heyet kurulmalıdır. Bu heyet, örgütün tüm yayınlarını tarayarak Kur'ân ve Sünnet’e aykırı sapık inançları "ilzam" yöntemiyle teşhis etmelidir.
Sadece kısa raporlar değil; İmam Eş'arî'nin Mutezile'ye, Gazâlî'nin Bâtınîlere yaptığı gibi köklü ve sarsılmaz reddiyeler yazılmalıdır. Bu eserler hem dijital platformlarda hem de seminerler yoluyla halka ve dost milletlere ulaştırılmalıdır.
Örgütün mağduriyet edebiyatıyla yeniden zemin kazanmaması için, halkın zihnindeki "yaldızlı tuzaklar" hakikatle temizlenmelidir. Sadece hamâsetle değil, akıl ve mantık kaideleriyle ikna edici bir dil kullanılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı çalışmalar, bilimsel gerekçelendirmeler ve tarihsel örneklerle tahkim edilerek küresel bir dağıtım ağına kavuşturulmalıdır.
Islahı mümkün olmayan düşmanı sakat bırakmak, onun düşmanlığını ve hırsını artırır. Fikri planda mücadele, düşmanın beslendiği sapık düşünce sistemini tamamen ortadan kaldıracak kalitede olmalıdır. Şayet bu dînî istismarın kodlarını toplumun bilincinden silemezsek, yarın başka bir maskeyle muhtelif dini gurupların arasına sızmak suretiyle karşımıza çıkabilir.
Dr Aliosman Dağlı


Yorumlar