İpek Böceğinden Kelebeğe
- Dr.Aliosman Dağlı

- 6 Oca
- 2 dakikada okunur
İnsanlık tarihi kadar eski olan Hak ve Batıl mücadelesi, her dönemde farklı kurumsal kimliklerle tezahür etmiştir. İslam düşünce geleneğinde, ilhamını vahiyden alan ve bireyin manevi terbiyesini merkeze alan tasavvufi yapılar bu sürecin en önemli halkalarından biridir. Tarihsel süreçte "tarikat" olarak kristalize olan bu yapılar, günümüzde yerini büyük oranda "tasavvufi cemaatlere" bırakmıştır. Bu değişim, sadece bir isim farklılığı değil; usul, gaye ve yapı bakımından köklü bir dönüşümü ifade etmektedir.
Tarikat ve cemaat arasındaki farkı anlamak için ipek böceği ve kelebek teşbihi oldukça ufuk açıcıdır. İpek böceği, dışarıdan bakıldığında cazip bir görünüme sahip değildir; ancak o, zahmetli bir süreç sonunda en kıymetli tekstil hammaddesi olan ipeği üretir. Buna karşın kelebek, estetik görüntüsüyle nazarları üzerine çeker, çiçekler arasında gezer fakat artık ipek üretme kabiliyetine sahip değildir.
Tasavvufi bağlamda klasik tarikatlar, ipek böceği gibi "has" olanın peşindedir. Nefsin taleplerinden yüz çevirip zikrullah ile yoğrulan, "Allah adamı" olma yolunda sükûnet ve hüzünle ilerleyen bir salik tipi inşa ederler. Burada sayısal çokluk değil, manevi derinlik esastır. Tasavvufi cemaatler ise kelebek gibi geniş kitlelere hitap eden, görsel ve sosyal organizasyon kabiliyeti yüksek, hizmet odaklı yapılardır.
Klasik tarikatlarda dikey bir manevi hiyerarşi ve bireysel terbiye (seyrü sülük) esastır. Mürşit ile mürit arasındaki bağ, bir doktor-hasta ilişkisi gibidir; organizasyonel bir aidiyetten ziyade manevi bir tedavi süreci yaşanır. Günümüz tasavvufi cemaatlerinde ise odak noktası "hizmet" faaliyetlerine kaymıştır. Bu yapılarda manevi eğitim ya tamamen kaldırılmış ya da "vekil, abi, sorumlu" gibi isimlerle anılan dar bir elit kitleye hasredilmiştir.
Cemaatleşme süreci, nitelikten ziyade niceliği (kemiyeti) ön plana çıkarır. Klasik tarikatlar, mürit kabulünde ehli sünnet itikadı ve helal kazanç gibi sert şartlar ararken; tasavvufi cemaatler "tövbe etmeyi" yeterli bularak kapılarını geniş kitlelere açar. Bu durum, bir yandan toplumu sekülerizmden koruyan kapsayıcı bir şemsiye oluştururken, diğer yandan manevi derinliğin seyreltilmesine neden olabilmektedir.
Tarikatların basit sosyal yapısı, onları siyasi ve iktisadi ihtiraslardan uzak tutarken; cemaatlerin devasa organizasyonel güçleri, bazen dünyevi maksatlarla bu yapılara sızan bireyler için bir cazibe merkezi haline gelebilir. Hizmetin zikrin önüne geçmesi, manen "müptedi" (başlangıç seviyesindeki) olan kişilerin organizasyon şemasındaki makamları nedeniyle "müntehi" (yolu tamamlamış) olanlardan daha fazla itibar görmesine yol açabilir. Bu durum, tasavvufun özü olan ruh tezkiyesini gölgelemekte ve toplum nezdinde manevi kurumların itibar kaybına uğramasına zemin hazırlamaktadır.
Nefis terbiyesi ve ruh tasfiyesi, her dönemde az sayıda talibin omuzlayabileceği ağır bir yüktür. Günümüzde tasavvufi bir neşve arayan bireyin, "kapısında ömrünü harcayacağı" ehil bir rehberi titizlikle araştırması zaruridir. Zira asıl gaye, kelebeğin göz alıcı renklerine aldanmak değil, ipek böceğinin sabrıyla o manevi cevheri dokuyabilmektir. Unutulmamalıdır ki; Allah, kendi yolunda samimiyetle gayret edenleri mutlaka muratlarına ulaştıracaktır.


Yorumlar