top of page

Nakşibendî-Hâlidî Geleneğinde Teveccüh

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 6 Oca
  • 2 dakikada okunur

 

Tasavvuf literatüründe teveccüh; lügat manasıyla bir yöne dönmek, ıstılahta ise mürşidin irşat maksadıyla müridine manen yönelmesi, müridin de bu feyizden istifade etmek için gönlünü rehberine bağlamasıdır. Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolu, teveccühü tıpkı rabıta gibi belirli bir disiplin ve usul çerçevesine oturtmuştur. Bu uygulama, mürşidin mürit üzerindeki manevi tasarrufunun en somut ve yoğun yaşandığı anlardan biri olarak kabul edilir.

Hâlidîlikte teveccüh uygulaması, bölgesel geleneklere ve silsile kollarının meşrebine göre "münferit" (bireysel) ve "cemaatle" olmak üzere iki farklı tarzda icra edilir.

1. Münferit Teveccüh: Daha ziyade İsmetî kolunda tercih edilen bu yöntemde mürşit ve mürit diz dize, "Cibril Hadisi"nde tasvir edilen samimiyetle otururlar. Mürşit, Kur’an ve Sünnet’ten dualar okuyarak müridin kalbine nazar eder. Bu esnada mürşidin müridin omuzlarına dokunması veya alınların birbirine değdirilmesi gibi fiziksel temaslar, manevi enerjinin ve feyzin intikali için bir vesile olarak görülür. Bayan mürideler için bu işlem, şer’i ölçüler gözetilerek perde arkasından veya uzaktan telkin yoluyla icra edilir.

2. Cemaatle Teveccüh: Özellikle Nehrî kolu ve Doğu/Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki Hâlidî çevrelerinde yaygındır. Bu uygulama titiz bir hazırlık süreci gerektirir. Mürşit istihare yapar ve teveccüh kararı alındığında müritlere önceden haber verilir. Manevi bir temizlik sembolü olarak müridlerin "aç karnına" gelmeleri istenir. Hatme halkasına benzer bir adapla kurulan zikir halkasında, mürşid silsileyi okuyarak istimdatta bulunur ve her müridin yanına giderek ona özel dualar okur, bazen kalbine veya ağzına "üfler".

Teveccüh esnasındaki "üfleme" veya "nazar" eylemi, basit bir fiziksel hareket değil; mürşidin kalbindeki ilahi nurun müride aktarılması olarak yorumlanır. Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz'ın benzetmesiyle mürşidin teveccühü, güneş ışınlarının bir mercekle yoğunlaştırılarak yakıcı hale getirilmesi gibidir. Mürit bu nefesi, bir yavru kuşun annesinden aldığı gıdayı yutması gibi içselleştirir. Bu süreç, Hz. İsa’nın ölüleri diriltme mucizesine ve Hz. Peygamber’in (sav) şifa dualarına bir ittiba olarak temellendirilir.

Bazı çevreler teveccühü modern "biyoenerji" transferine veya Uzak Doğu kökenli meditasyon tekniklerine benzetse de, tasavvuf ehli bu benzerliğin sadece yüzeysel olduğunu savunur. Namaz ve orucun diğer dinlerde benzerlerinin olması onların asaletini bozmadığı gibi, teveccühün de kadim peygamber mirasından gelen bir uygulama olduğu gerçeği esastır. Uzak Doğu öğretilerindeki benzerlikler ise, aslında muharref kitaplara sızmış eski hakikat kırıntıları olarak değerlendirilebilir.

Hakka vuslat yolunda mürşit kapısına gelen bir salik için teveccüh, seyr-u sülukun (manevi yolculuğun) mütemmim bir cüzüdür. Mürşidin nefesini "Nefha-i İlahiyye"nin (İlahi üfleyişin) bir menbaı olarak gören mürit, bu vesileyle kalbindeki manevi hastalıkların şifa bulacağına inanır. Nihayetinde teveccüh; mürşidin kemalinin, müridin ise sadakatinin birleştiği, kalpten kalbe kurulan manevi bir köprüdür.

Aliosman Dağlı

 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page