Tarikat Geleneğinde Postnişin Belirlenme Usulü
- Dr.Aliosman Dağlı

- 6 Oca
- 2 dakikada okunur
Tasavvuf yolu, bir yönüyle bireyin "insan-ı kâmil" olma yolundaki manevi eğitim müessesi, diğer yönüyle ise hiyerarşik bir düzene sahip sosyal bir yapıdır. Bu yapının sürekliliği, irşad faaliyetlerinin kesintiye uğramaması ve toplumsal dokunun korunması, "postnişin" adı verilen rehberin belirlenme sürecine bağlıdır. Bu süreç, sadece idari bir tercih değil, aynı zamanda manevi bir yetkilendirme meselesidir.
Tarikatların bir "sosyal grup" mu yoksa bağımsız bireylerden oluşan bir "yığın" mı olduğu tartışması, postnişinlik makamının mahiyetini belirler. Bazı ekollerde mürşid ve mürid ilişkisi tamamen bireysel bir düzlemde ilerlerken, tekke ortamındaki birliktelik "fenâfi’l-ihvan" kavramıyla nitelenen güçlü bir sinerji doğurur. Bu toplumsal birliktelik, bir sevk ve idare makamını, yani postnişinliği zorunlu kılar. Postnişin olacak kişinin belirlenmesi ise tasavvuf geleneğinde belirli usullere bağlanmıştır.
Postnişinlik makamına gelecek kişinin belirlenmesinde temel yöntem "istihlaf", yani mevcut mürşidin hayattayken yerini alacak kişiyi atamasıdır. Bu atama mürşidin tecrübe, feraset ve manevi keşfine dayanır. Şayet mürşid birden fazla halife bırakmışsa, sosyal yönü kuvvetli olanın "baş halife" seçilmesi genel bir teamüldür. Ancak mürşid bir tercih yapmadıysa, halifeler arasında istişare yoluna gidilir. Bu istişarelerde genellikle intisap kıdemi, ilmi derinlik veya bazen mürşide olan akrabalık bağı ön plana çıkabilmektedir.
Eğer mürşid hayattayken bir halife atamadıysa, süreç "ulu’l-emr"in veya ilgili tarikatın en yakın kolunun başhalifesi tarafından yönetilir. Tasavvuf tarihinde, müridlerin kendi aralarında toplanıp bir "şeyh seçimi" yapmalarına dair meşru bir uygulama bulunmamaktadır. Şeyhlik, aşağıdan yukarıya bir seçimle değil, yukarıdan aşağıya bir yetkilendirmeyle yani icazetle gerçekleşir.
Postnişinlik atamasının hem sözlü hem de yazılı olması ihtiyat açısından en doğrusudur. Ancak şahitler huzurundaki sözlü beyan da yeterli görülmektedir. Burada en kritik nokta, yetkilendirilmemiş kişilerin veya başka tarikat şeyhlerinin bir kol için atama yapma yetkisinin bulunmamasıdır. İçtihat yetkisi sadece o kolun mensubu olan mürşidlere aittir. Sadece alim vasfına sahip müridlerin veya dışarıdan kişilerin müdahalesi, tarikatta "bid’at" oluşmasına ve yolun aslından sapmasına neden olur. Nitekim Mevlevîlik ve Bektâşîliğin bazı kollarında yaşanan usul hataları, bu yapıların Ehl-i Sünnet çizgisinden uzaklaşmasına zemin hazırlamıştır.
Sonuç olarak tarikatlarda postnişinlik, mürşid-i kâmil tarafından tescil edilen manevi bir mirastır. Bu makama gelecek kişinin hem manevi olgunluğa hem de irşad ehliyetine sahip olması gerekir. Atama süreçlerindeki usulsüzlükler, sadece bir yönetim krizine değil, aynı zamanda manevi bir doku uyuşmazlığına yol açar. Hakiki bir postnişin, silsilesi kopmayan, icazeti şüphe uyandırmayan ve istikameti şeriatla mühürlenmiş olan rehberdir.
Aliosman Dağlı


Yorumlar