Şöhret
- Dr.Aliosman Dağlı

- 29 Oca
- 2 dakikada okunur
Şöhret, insanlık tarihi boyunca cazibesi ve tehlikesi birlikte anılan bir olgu olmuştur. Yüce Allah’ın bir kulunu sevmesi ve bu sevgiyi sema ehline ilan etmesi, ardından yeryüzünde o kulun sevilmesi ilahî bir ikram ve büyük bir nimettir. Hadislerde ve ayetlerde insanların hayırla anılmasının bir lütuf olduğu vurgulanırken, bu lütfun aynı zamanda ağır bir sorumluluk olduğu da ima edilir. Zira şöhret, insanı yüceltebileceği gibi onu nefsinin en karanlık yönleriyle de yüz yüze bırakır.
İslam düşüncesinde şöhret, çoğu zaman ihtiyatla yaklaşılması gereken bir kavram olarak değerlendirilmiştir. “Şöhret afettir” sözü, nam ve itibarın insanın kalbinde kibir, riya ve dünyevîleşmeye kapı aralayabileceğini ifade eder. Günümüzde ise şöhret, sosyal medya aracılığıyla birkaç saniyede elde edilebilen bir meta hâline gelmiştir. İnsanlar kendilerini görünür kılmak ve beğeni toplamak adına özel hayatlarını, değerlerini ve hatta inançlarını tüketilebilir içeriklere dönüştürebilmektedir.
Sosyal medya platformları incelendiğinde; ilmî, ahlâkî veya toplumsal fayda hedefleyen içeriklerin çoğu zaman düşük etkileşim aldığı, buna karşılık dedikodu, sansasyon, mahremiyet ihlali ve ahlâkî zaaf içeren paylaşımların milyonlara ulaştığı görülmektedir. Bu durum, içerik üreticilerini daha fazla tıklanmak ve takip edilmek adına sınırları zorlamaya sevk etmektedir. Bu durum son dönemde öylesine farklı bir boyuta evrilmiştir ki bazı etkileşim çılgınları yalnızca etkileşim kaygısıyla “ragebait” denen yöntemi kullanmaktadır. Bu yöntem ile insanların dini veya milli gibi hassas değerleri üzerinden saldırganca paylaşım ve yorumlarda bulunarak insanları etkileşim için tahrik etme yoluna gidildiği sıkça görülmektedir. Ciddi meseleleri etik ilkelere uygun biçimde ele alan nitelikli yayınlar sınırlı izlenirken; kriz ve tartışma odaklı yayınların katbekat fazla ilgi görmesi, algoritmaların insan zaaflarıyla nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.Bu durumun yaslandığı sebepler arasında temel olarak sosyal medya üzerinde hukuki düzenleme eksikliği ve toplumsal yapıdaki kültürel erozyon gösterilebilir. Öte yandan insanın yasaklı ve gayrimeşru olana yani bir şekilde engel teşkil edene, nefsani olarak meyil içinde bulunması göz ardı edilmemesi gereken psikolojik bir faktördür. Bu faktörün gittikçe güç kazanmasında kapital düzendeki hedonist dayatmanın bireylerin haz odaklı ve sınır tanımaz bir noktaya evrilmesine sebep olması yatmaktadır.
Şöhretin hızlı kazanılıp hızlı tüketildiği bu dijital çağda, bireylerin yaşadığı manevî boşluk da giderek derinleşmektedir. Bir anda yükselip ardından unutulan kişilerde psikolojik ve manevî çöküşler görülebilmekte; aile bağları zayıflamakta, mahremiyet kavramı ise ciddi bir erozyona uğramaktadır. Bu bağlamda bazı ülkelerin uyguladığı yasak ve kısıtlama politikaları, sorunu kökten çözmek yerine yalnızca geçici ve yüzeysel bir fren etkisi oluşturmaktadır. Asıl çözüm, bireyin bilinç ve değer dünyasının güçlendirilmesidir.
Bu noktada eğitim kurumlarına, dinî müesseselere, kanaat önderlerine ve ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Sosyal medya okuryazarlığı sadece teknik bir bilgi değil; aynı zamanda ahlâkî ve manevî bir duruş meselesidir. Faydalı ve nitelikli içerik üreten kişilerin desteklenmesi, zararlı içeriklere karşı toplumsal refleksin güçlendirilmesi ve hukuki altyapının sağlamlaştırılması; uzun vadede toplumun dijital ekosistemini dönüştürmesine katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak şöhret ve sosyal medya, insanı yüceltebileceği gibi manevî ve ahlâkî bir çöküşe de sürükleyebilecek güçlü bir imtihan alanıdır. Bu nedenle bireylerin ve toplumun, şöhretin cazibesine kapılmadan hikmetli, bilinçli ve sorumluluk sahibi bir medya kullanım anlayışı geliştirmesi zaruridir. Aksi takdirde şöhret, bir nimet olmaktan çıkıp insanı ve toplumu ifsat eden görünmez bir tuzağa dönüşecektir.


Yorumlar