top of page

İslam Dünyası İçin Stratejik Jeopolitik Pusula

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 5 gün önce
  • 2 dakikada okunur

İslam dünyası bugün tarihin en kritik kavşaklarından birinde durmaktadır. Kendi iç meselelerini tam anlamıyla çözememiş, topyekûn hareket kabiliyetini henüz kazanamamış bir coğrafyanın, küresel güçlerin rekabet ettiği bir arenada varlığını sürdürebilmesi ancak yüksek bir stratejik akıl ile mümkündür. Bu akıl, duygusal tepkilerden ziyade soğukkanlı ve gerçekçi bir denge politikası üzerine inşa edilmelidir.

Stratejik önceliklerin başında, dış siyasette İslam coğrafyasının ortak bir istikamet ve koordinasyon merkezine sahip olması gerekliliği gelmektedir. Çok başlılık, çoğu zaman dış tehditlerden daha yıpratıcıdır. Eğer birden fazla tehdit söz konusuysa, ittifaklar en büyük ve en yakın tehlikeye göre şekillendirilmeli; dış politika ise rakip güçler arasındaki çelişkileri doğru okuyarak, dostlukları sağlamlaştırma ve riskleri minimize etme esasına dayanmalıdır.

Ancak dış mücadele alanı açılmadan önce, iç bünyedeki yapısal zaafların ve güvenlik açıklarının giderilmesi hayati önem taşır. İç bütünlük sağlanmadan dışarıda kalıcı başarı elde etmek mümkün değildir.

Küresel ölçekte, Rusya, Çin ve Hindistan gibi Müslüman topluluklarla doğrudan tarihî ve siyasî ihtilafları bulunan devletlerin, dolaylı baskı unsurlarından farklı bir konumda değerlendirilmesi gerekir. Bununla birlikte hassas bir denge söz konusudur: ABD ve Avrupa Birliği’nin aşırı zayıflaması, başka güç merkezlerini kontrolsüz biçimde güçlendirebilir. Benzer şekilde, herhangi bir büyük gücün ani çöküşü, başka bir aktörün daha agresif bir yayılma siyasetini teşvik edebilir.

Bu nedenle, uzak bir güç bazen yakın bir tehdidi dengeleyen unsur olarak değerlendirilebilir. Denge politikası burada bir nihai hedef değil; güç biriktirme, iç konsolidasyonu tamamlama ve uzun vadeli strateji geliştirme sürecinin zaruri bir tedbiridir.

Küresel güçlerin birbirini dengelediği geçiş dönemlerinde, İslam dünyası kendi iç reformlarını süratle gerçekleştirmeli; siyasal, ekonomik ve ilmî kapasitesini tahkim etmelidir. Gerçek çözüm, geçici dengelere yaslanmak değil; ortak akıl ve iş birliği zemininde güçlü bir birlik iradesi ortaya koyabilmektir.

Nihai hedef ise çatışma üretmek değil; adalet, istikrar ve onuru esas alan bir medeniyet perspektifini güçlendirerek uluslararası sistemde saygın ve etkili bir konuma ulaşmaktır.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page