Mihrabın Emanetçilerinden Beklenen
- Dr.Aliosman Dağlı

- 20 Şub
- 2 dakikada okunur
Kıymetli Meslektaşlarım, Değerli Din Gönüllüsü Kardeşlerim,
Bizim medeniyetimizde cami, sadece namaz kılınan bir mekân; imam ise sadece namaz kıldıran bir memur değildir. İmam; mahallenin manevi önderi, sokağın huzur teminatı ve halkın Hakk’a uzanan elidir. Müslüman Türk vatandaşının zihnindeki "ideal imam" portresi, asırların birikimiyle süzülmüş, çok yönlü bir beklenti manzumesidir. Her şeyden önce milletimiz, mihrapta duran kişinin Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadı üzere sarsılmaz bir duruş sergilemesini bekler. Bu temel üzerine inşa edilen hizmet; gelenek ve göreneklere saygıyla, kültürel değerlerimize bağlılıkla taçlanmalıdır. İmam, Kur’an-ı Kerim’i doğru ve güzel okuduğu kadar, o ilahi mesajı cemaatiyle kaynaşarak hayata da taşımalıdır. Halkın mutlu gününde neşesine ortak olan, kederli gününde başını omzuna yasladığı bir çınar olan görevli, gerçek anlamda "imam" sıfatını hak eder. Bir din görevlisi için en büyük fitne, ayrımcılıktır. Dil, ırk ve bölge ayrımı yapmaksızın; çocuklara şefkat, büyüklere hürmetle yaklaşan bir gönül insanı, mahallenin birleştirici gücüdür. Cemaatine güler yüzle nazar eden, kılık kıyafetiyle vakarını koruyan, saçından tırnağına kadar temizlik ve nezaketi şiar edinen bir hoca, lisan-ı hâliyle tebliğ yapmaktadır. Bu disiplin, cami ve civarının temizliğine gösterilen özenle birleştiğinde, o mekân tam bir huzur adasına dönüşür. Mesleki ahlakın en kritik noktalarından biri de tarafsızlıktır. Bir imam, mensup olduğu mezhep, meşrep veya cemaatin propagandasını cami kürsüsüne taşımayıp özel hayatında yaşamalıdır. Görev esnasında muhtar, dernek yönetimi ve mesai arkadaşlarıyla yakalayacağı ahenk, hizmetin bereketi için şarttır. Cemaatin sadece dini değil, dünyevi konularda da bilinçlenmesini dert edinen, izinlerini dahi cemaatin ihtiyaçlarına göre planlayan bir fedakârlık, milletimizin gönlünde sönmeyecek bir sevgi bırakır. Netice itibarıyla imamlık, mesai saatlerine hapsedilemeyecek kadar büyük bir gönül işi ve adanmışlık yolculuğudur. Milletimizin bu beklentilerini karşılamak, yalnızca idari bir zorunluluk değil, aynı zamanda mülkün sahibi olan Allah’a karşı bir sadakat borcudur. Bizler bu tavsiyeleri hayatımıza nakşettiğimizde, umuyoruz ki camilerimiz yeniden toplumsal ihyanın ve huzurun merkezi haline gelecektir.


Yorumlar