top of page

Özel Hayatın Dokunulmazlığı

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 18 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

İnsanın hayatı, bir evin dış kapısı gibidir; iki yönlüdür. Bir yüzü sokağa, kalabalığa ve vitrine bakar; diğer yüzü ise sadece hane halkına ve içeriye buyur edilen mahremlere... Dış dünyada her birimiz farklı roller üstleniriz: Kimi zaman bir patron, kimi zaman bir işçi, amir ya da karizmatik bir şahsiyet... Bu rollerdeki iyiliklerimiz ya da hatalarımız toplumu etkilediği için onlara karşı bir sorumluluğumuz vardır. Ancak kapı kapandığında başlayan o hususi hayat, sadece kişiyi ve ailesini ilgilendirir.

Ne yazık ki günümüzde en büyük yaralarımızdan biri, başkalarının kapı aralığından içeri bakma merakımızdır. Oysa ne dinen ne de insanen, birinin özel yaşantısını izinsiz ifşa etmek veya gizlice araştırmak kabul edilebilir değildir. Kur’an-ı Kerim bu sınırı çok net çizer: "Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın..." (Hucurât, 12). Hatta kendi evimiz dışındaki mekanlara girerken bile izin istememiz ve selam vermemiz emredilir (Nûr, 27).

Bu konuda Asrısaadet’ten süzülüp gelen bir ibret tablosu vardır ki, bugün hepimize ders niteliğindedir. Bir gece vakti Hz. Ömer ve Abdullah bin Mesud, Medine sokaklarında dolaşırken bir evden sesler duyarlar. Hz. Ömer, bir anlık refleksle duvarın ardına geçer ve avluda yaşlı bir adamın yanında bir kadınla şarkı söyleyip içki içtiğini görür. Sert bir tavırla, "Bu yaşta, bu halinden utanmıyor musun?" diye çıkışır.

Yaşlı adamın cevabı ise sarsıcıdır: "Ey Müminlerin Emiri! Ben bir günah işledim ama siz birkaç hatayı birden yaptınız; 'tecessüs' ederek gizli halimi araştırdınız, evime kapıdan değil bahçeden girdiniz ve izin istemediniz."

Hz. Ömer, bu haklı itiraz karşısında tek kelime etmeden geri çekilir. Daha da mühimi, sonrasında bu adamı camide gördüğünde yanına çağırıp kulağına fısıldar: "O geceyi ben de Abdullah da unuttuk, kimseye söylemedik." İşte bu asalet ve mahremiyete saygı, adamın samimi bir tövbe etmesine ve hayatını değiştirmesine vesile olur.

Günümüz insanı maalesef kendi kusurlarını bir kenara bırakıp başkalarının hatalarının peşine düşmüş durumda. Maide Suresi'nde buyurulan "Siz kendi nefsinize bakınız..." ikazını unuturcasına, başkalarının hayatına hoyratça müdahale ediyoruz. Sonra da benzer bir tavırla karşılaştığımızda feryat figan ediyoruz.

Özellikle sosyal medya, bugün bu "gizliyi araştırma" hastalığının bir mezbeleliğine dönüşmüş durumda. Doğruluğu teyit edilmemiş haberler, yapay zeka ile taklit edilen sesler ve görüntüler üzerinden itibar suikastları yapılıyor. Hucurât Suresi 6. ayet bizi açıkça uyarır: "Eğer size bir fâsık haber getirirse, doğruluğunu araştırın; yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verir de pişman olursunuz."

Sonuç Olarak Hem bu dünyada itibarımızı korumak hem de ahirette "iflas etmiş" bir kul olarak huzura çıkmamak için şu üç düsturu hayatımıza nakşetmeliyiz:

1.      Topluma zarar vermediği müddetçe, kimsenin özel hayatına müdahil olmamalıyız.

2.      Konuşmadan veya bir haberi paylaşmadan önce empati kurmalı, karşımızdakinin onurunu düşünmeliyiz.

3.      Başkalarının mahremini merak etmeden önce kendimize sormalıyız: "Kendi özelimin bu kadar kurcalanmasını ister miydim?"

Unutmayalım ki, kendi kusurlarıyla meşgul olanın, başkasının açığını aramaya vakti kalmaz.


26 Cemaziyelahir 1447

17/12/2025

Çarşamba

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page