Sözü Eğip Bükme Hastalığı
- Dr.Aliosman Dağlı

- 13 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Saadet Asrı’nda yalancılığın münafıklığa denk görüldüğü hepimizin mâlumudur. Hicrî ikinci asrın yarısına kadar doğruluk toplumu hâkim olmuş, öyle ki hâkimler şahitlerin güvenilirliğini araştırma ihtiyacı bile duymamışlardır. İlerleyen yüzyıllarda yalancılık toplum içerisinde ağır ağır yaygınlaşsa da son iki asrın, özellikle de son elli yılın bozukluğu hiçbir zaman hayal bile edilememiştir.
Ulaşım ve iletişim imkânlarının kolaylaşıp yaygınlaşması, yalan haberin neşrini de hızlandırmıştır. Kapitalizm sosuna batırılmış Yahudi ahlakı, önce geleneksel medyada sinema ve diziler vasıtasıyla yayılmaya başlamış ardından internet ağının dünya geneline yayılmasıyla birlikte sosyal medya ifsadın başrol oyuncusu hâline gelmiştir. Henüz geleneksel medyaya karşı bir çözüm ve alternatif oluşturamamış mağdur kültürlerin üzerinden sosyal medya adeta bir silindir gibi geçmiştir.
Takibinin zor oluşu, yalanın engellenmesini daha da zorlaştırmış; henüz kapsayıcı bir hukuki düzenleme bile getirilememiştir. Karşısında bırakın konuşmayı, yüzlerine bakmaya bile cesaret edemeyecek kişiler, sosyal medyada hiçbir ahlaki sınır tanımadan en muteber kişilere karşı canlarının istediği şekilde hakaret edip alay dolu ve seviyesiz paylaşımlarda bulunmayı kendilerine hak görmektedirler. Bunu yaparken de hukuki takibata uğramamak için lafı eğip bükerek kanuni boşluklardan istifade etmek adına adeta bukalemun gibi renkten renge girebilmektedirler.
Asıl üzücü olan ise mütedeyyin görünümlü birçok kişinin de sosyal medya kullanımında benzeri bir yol izlemesidir. Sanki İslam ahlakı gerçek hayatta geçerlidir de sanal ortamda ilgâ edilmiştir. Günlük hayatta ağzına alamayacağı birçok sözü, hiç çekinmeden milyarlarca kişiye açık olan mecralarda yazılı ya da görüntülü olarak paylaşabilmektedir.
Kendini fenomen olarak adlandıran bazı ahlak fukaraları, özel hayatlarını paylaşmaktan çekinmemektedirler. Dini temsil konumunda olan bazı kişilerin ailelerine ait fotoğraf ve videoları paylaşmaları neredeyse normal karşılanır hâle gelmiştir. Sâfi zihinleri bulandırmamak için günahı tasvir etmek istemediğimizden bu ifsat ortamını bu kadar anlatmayı kâfi buluyoruz.
Yahudi ahlakının en belirgin tezahürü lafı eğip bükmektir. Özellikle dinî, hukuki ve ticari metinlerde bunu gözlemlemek, feraset sahipleri için hiç de zor değildir.
Üzerimde çokça emeği olan H. A. Ç., büyük bir denizcilik firmasının CEO’su idi. Sosyal hayata entegre olmamda ve eğitimimi devam ettirmemde katkısı yadsınamayacak kadar çoktur. Bir gün ders mütalaasının ardından, yükünü taşıdığı gayrimüslimlerle Müslümanlar arasında bir kıyaslama yaparak:
“Yahu kardeşim, mümin kardeşlerimiz emanete en layık kişiler olduğu hâlde maalesef musevi olanlar daha dürüst ve çalışkan. Buna çok üzülüyorum.” dedi.
Ben de kendisine cevaben:
“Böyle olduklarını düşünmüyorum. Fakat böyle görünmeye mecburlar. Hem gavur hem de sahtekâr olan biriyle kim çalışmak ister?” dedim.
Aradan birkaç ay geçtikten sonra H. A. Ç. bana:
“Kardeşim, sorma başımıza geleni. Bu Yahudi kâfiri anlaşmaya öyle bir kelime koymuş ki bütün vergiyi biz karşılamak zorunda kaldık. Bütün kârımız gittiği gibi yüzde iki de zarar ettik. Bundan sonra kendi yabancı dilime de güvenmeyerek anlaşmaları yeminli tercümana çevirteceğim. Maalesef dediğin aynen zuhur etti.” diyerek serzenişte bulundu.
İşte bu ibretli olay, Nisa Suresi’nin kırk altıncı ayetinin bir mucizesi olarak bizlere ibret ve yol gösterici olmalıdır. Bu ahlak, maalesef sosyal medya yoluyla göz bebeği evlatlarımıza adeta zerk edilmektedir. Öyle ki birçok kişi yalancıya değil, yalan söylemeyi beceremeyene; hırsıza değil, bu işe kılıf uyduramayana kızmaktadır. Profesyonel yalancılık ve sahtekârlık, birçok kişi katında iş bitirici olarak görülmektedir. Hele lafı eğip , büküp kıvırmak en yüce söz sanatı hâline gelmiştir.
Gün geçtikçe bu algı daha da yaygınlaşmakta; adeta katiline âşık olan kişi misali toplum, bu nevi şahıslara revaç kazandırmaktadır.Netice itibarıyla lafı eğip bükmeyi marifet, yalancılığı maharet sayan bu anlayış; bireyi ahlaktan, toplumu ise hakikatten koparmaktadır. Sosyal medya üzerinden normalleştirilen bu ifsat dili, yalnızca bugünü değil, yarını da zehirlemekte; nesillerin zihin ve vicdan dünyasını tahrip etmektedir. Kurtuluş ise sözü yeniden emanete, doğruluğu yeniden izzete dönüştürmekten ve her mecrada hesabı Allah’a verileceğini unutmamaktan geçmektedir.



Yorumlar