Sele Karşı Durmak
- Dr.Aliosman Dağlı

- 29 Oca
- 2 dakikada okunur
İnsanın toplumsal bir varlık olması, çevresel etkileşimi de beraberinde getirir. Herkesin doğru yolda olduğu, iyiliğin ve dürüstlüğün genel geçer kural haline geldiği bir iklimde istikameti korumak, rüzgarı arkasına alarak yürümeye benzer. Ancak asıl erdem, toplumun genelinin nefis ve şeytana tabi olduğu, manevi değerlerin sele kapılmış bir kütük gibi sürüklendiği dönemlerde ayakları yere sağlam basabilmektir.
Tarihin en büyük kırılma noktaları, çoğunluğun değil, tek başına da kalsa hakikati sırtlananların omuzlarında yükselmiştir. Bu durumun en veciz örneği Hz. İbrahim’dir. Ailesinin ve tüm çevresinin tamamen şirk bataklığına gömüldüğü, putperestliğin devlet otoritesiyle korunduğu bir ortamda o, pervasızca ve canını ortaya koyarak İslam’ı tebliğ etmiştir. Bu sarsılmaz duruşu nedeniyle Yüce Allah (c.c.) onu şu sözlerle medh etmiştir:
“Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi.” (Nahl, 120)
Buradaki "başlı başına bir ümmet" ifadesi, niceliğin nitelik karşısındaki mağlubiyetini gösterir. Bir kişi, eğer Hakk’a tabi olursa, milyonlarca yanlışın karşısında tek başına bir ordu hükmündedir.
İslam’ın doğuşu, "sele karşı koymanın" en somut tarih misallerini barındırmaktadır. Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve Aşere-i Mübeşşere’nin diğer fertleri başta olmak üzere, eshab-ı kiramın üstünlüğü de tam olarak buradan kaynaklanır. Onlar, şirk bataklığının ortasında İslam’a sarılmalarından ve Hz. Peygamber’e destek olmalarından dolayı "yıldızlar" mesabesine yükselmişlerdir.
Benzer bir iradeyi, saray konforunun ve mutlak otoritenin içinde kalbiyle isyan eden Hz. Asiye’de görürüz. O, tek başına tağuta karşı koyarak imanın sadece bir gönül işi değil, aynı zamanda bir cesaret eylemi olduğunu kanıtlamıştır. Firavun’un zulmüne karşı gösterdiği bu duruş, onu dünya kadınlarının en üstünlerinden biri kılmıştır.
Hz. Peygamber (sav), kendisinden sonra büyük fitnelerin ve ahlaki erozyonların yaşanacağını asırlar öncesinden haber vermiştir. Toplumsal değerlerin altüst olduğu, kötülüğün "normal" kabul edildiği bu dönemlerde, akıntıya kapılmayanlar için büyük müjdeler vardır:
"Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime yapışırsa, ona yüz şehit sevabı vardır." (el-Münzirî, Taberânî)
Bu müjde, sadece bir ibadet pratiğini değil, bir karakter inşasını temsil eder. Yüz şehit sevabı; yalanın içinde doğru kalabilmenin, haramın içinde helali aramanın ve yalnızlaşma pahasına haktan vazgeçmemenin bedelidir.
Bugün günümüz insanı, bireyi süfli arzulara ve tüketime davet eden büyük bir "sel" ile karşı karşıyadır. Bu sele karşı durma gücünü kendinde bulabilmek ancak Hz. İbrahim’in putları kırması, Hz. Asiye’nin sarayın sahte ihtişamını reddetmesi ve ilk Müslümanların Mekke zulmüne sabretmesinden alınan ilhamın meyveleri olabilir. Maharet, herkesin savrulduğu bir çağda, eldeki koru tutmaya devam ederek "istisnai" kalabilmektir.


Yorumlar