Ruh Sağlığına Salih Amel ile Kavuşulur

İnsan, beden ve ruhtan müteşekkil müstesna bir varlıktır. Bedenin sıhhati ruhun huzurundan, ruhun sükûneti ise bedenin sağlığından bağımsız değildir. Modern tıbbın da ortaya koyduğu üzere, uzun süreli stres ve ruhsal gerilim; kalp-damar hastalıklarından bağışıklık sistemi üzerinde meydana gelen olumsuz etkilere kadar pek çok sağlık probleminin oluşumunda önemli bir risk faktörüdür. Bu sebeple gerek hastalıkların tedavisinde gerekse sağlığın korunmasında huzurlu bir ruh hâlinin tesis edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Günümüz psikoloji ve psikiyatri ilimleri, birçok ruhsal rahatsızlığın tanı ve tedavisinde önemli katkılar sunmaktadır. Bununla birlikte, İslam düşüncesine göre insan yalnızca biyolojik ve psikolojik yönleriyle değil; aynı zamanda manevî boyutuyla da ele alınmalıdır. İnanç, kulluk ve ahiret şuurundan uzak bir hayatın, insanın varoluşsal arayışlarına tam anlamıyla cevap vermekte yetersiz kalabileceği ifade edilir. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de:
"Biliniz ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur." (Ra'd, 13/28)
buyurarak gerçek huzurun kaynağına işaret etmiştir.
İslam nizamı; canı, aklı, dini, nesli ve malı muhafaza etmeyi esas alan bir hayat düzeni vazetmiş; insanı hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştırmayı hedeflemiştir. Namaz, oruç, zekât ve diğer ibadetler yalnızca dinî birer yükümlülük değil; aynı zamanda insanın ahlâkını, iradesini ve iç dünyasını inşa eden kulluk vesileleridir. Kur'ân ve sünnet, inkârı ve hakikatten yüz çevirmeyi kalbin perdelenmesi ve basiretin zayıflaması olarak tasvir ederken; iman ve teslimiyeti fıtratın tabiî istikameti olarak göstermektedir.
Efendimiz (sav), günahların özellikle de yalanın kalbi kararttığını haber vermiş; buna karşılık zikrin, sadakanın, yetime ve muhtaca merhametin, dua ve tevekkülün kalbe huzur verdiğini müjdelemiştir. Özellikle "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" zikrinin mümin için büyük bir mânevî kuvvet ve teselli vesilesi olduğunu beyan etmiştir.
Şah damarından daha yakın olan Rabbine iman eden mümin, karşılaştığı musibetler ne kadar ağır olursa olsun ümidini kaybetmez. Bu iman bağı, insana zorluklarla mücadele etme gücü, sabır ve direnç kazandırır. Nitekim psikoloji literatüründe de umut, anlam duygusu ve güçlü inanç sistemlerinin birçok insanın krizlerle başa çıkmasını kolaylaştıran önemli koruyucu etkenler arasında olduğu kabul edilmektedir.
İnsan zihni, telkin ve beklentilerden etkilenebilen bir yapıya sahiptir. Bu sebeple Efendimiz (sav), hasta ziyaretlerinde ümit verici sözler söylenmesini tavsiye etmiş; karamsarlığı ve ümitsizlik telkin eden ifadelerden sakındırmıştır. Hz. Sa'd b. Ebî Vakkâs'ın (ra) hastalığında kendisine dua etmiş ve ona moral vermiş olması da Nebevî yaklaşımın güzel örneklerinden biridir.
İman ve tevekkülden mahrum kalan kimseler ise yaşadıkları krizleri anlamlandırmakta daha fazla zorlanabilirler. Buna karşılık Hz. Eyyûb'un (as), yıllarca süren ağır imtihanına rağmen sabır ve teslimiyetini muhafaza etmesi, müminin musibet karşısındaki vakarını ve Rabbine olan güvenini gösteren en güzel örneklerden biridir.
İslam, hastalık karşısında insana ait duyguların yaşanmasını yasaklamaz. Acı hissetmek, hüzünlenmek veya ağlamak tek başına isyan değildir. Nitekim Efendimiz (sav) de hastalıklarında çektiği acıyı dile getirmiş; ancak hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamış ve ümmetine sabır ile tevekkülü tavsiye etmiştir.
Bunun yanında İslam, insan hayatını dokunulmaz kabul etmiş; hangi şart altında olursa olsun intiharı kesin olarak haram kılmıştır. Mümin, hastalığı karşısında hem sebeplere sarılır hem de şifayı Allah'tan bekler. Nitekim Efendimiz (sav), tedavi olmayı tavsiye etmiş; bunun yanında ölçülü beslenmeyi, israftan kaçınmayı, bedenin hakkını gözetmeyi ve bulaşıcı hastalıklarda gerekli tedbirlerin alınmasını emretmiştir. Bu yönüyle Nebevî sünnet, koruyucu hekimlik anlayışıyla da dikkat çekmektedir.
Sonuç olarak ruhun gıdası iman, kuvveti zikir ve duası, meyvesi ise salih amellerdir. Mümin için hakiki huzur; yalnızca maddî sebeplere sarılmakla değil, Rabbine yönelmek, O'na güvenmek ve hayatını vahyin rehberliğinde inşa etmekle mümkün olur. Bedenin huzuru ruhun sükûnetiyle, ruhun sükûneti ise Allah'a kulluk ve Nebevî sünnetin rehberliğiyle kemale erer.


Yorumlar