Adam Kıtlığı ve Nitelikli İnsan Tasavvuru

Günümüzde sıklıkla dile getirilen “adam kıtlığı” ifadesi, sayısal bir nüfus azlığını değil; ilim, irade, basiret ve icraat sahibi nitelikli insanların yokluğunu ifade eder. Bir toplumda diplomalı bireylerin çokluğu, orada kemal sahibi insanların bulunduğu anlamına gelmez. Zira nitelikli insan, bilgiyi ahlakla taçlandıran ve sorumluluk yüklenen kimsedir. Bu tablonun arkasında hem dinî hem de ictimai açıdan köklü sebepler yatmaktadır. Nitekim ecdadımız bu hakikati “Her kim ki dünyada bırak bir eser, Esersiz kişinin yerinde yeller eser” diyerek veciz bir şekilde özetlemiştir.
İslâmî açıdan meselenin temelinde ilim ile amelin arasının açılması yatar. İlim, insanı Hakk’a ve halka hizmete sevk etmiyorsa bir yük haline gelir. Niyetin ve ihlâsın zedelenerek makam, şöhret ve menfaatin öne çıkması, hakikate hizmet eden şahsiyetler yerine kendine hizmet eden tiplemeleri çoğaltmıştır. Yüce Rabbimiz, insana yüklenen temel sorumluluğu şöyle haber verir: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır...” (Mülk, 2). İhlâsın kaybolduğu yerde amelin bereketi de kalmaz. Ayrıca toplumsal ıslahın en önemli teminatı olan emr-i bi’l-ma’rûf şuurunun gerilemesi ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının yaygınlaşması, risk alan ve taşın altına elini koyan öncü kadroları azaltmıştır. Oysa büyük işler ve köklü kurumlar uzun soluklu bir sebat ister. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Allah katında amellerin en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır” (Buhârî) buyurarak sabır ve sebatın önemini çizmiştir. Acelecilik ise ham meyvenin daldan erken kopması gibi niteliksiz kadroları sahaya sürmektedir.
Beşerî ve ictimai açıdan bakıldığında ise eğitim sisteminin ezberci yapısı, analitik düşünen ve problem çözen insan yetişmesini engellemektedir. Liyakat yerine yakınlık ve ilişki ağlarının belirleyici olması, yetişmiş insan kaynağını küstürmekte ve hevesleri kırmaktadır. "Ulu çamlar altında fidan yetişmez" misali, gençlerin kendi fikrî şahsiyetini inşa etmesine izin vermeyen vesayetçi tutumlar, uzun vadede kendi ikame kadrolarını yok etmektedir.
Asıl mesele, "adam yetiştirme" sisteminin kaybolmasıdır. İnsan yetiştirmek ile insan kullanmak aynı şey değildir. Hazır yetişmiş insan arayan yapılar, kendi insan kaynağını üretmediği sürece bu krizi aşamazlar. Nitelikli bir şahsiyet; ilim, ahlak, fikir, irade ve icraat halkalarının birleşmesiyle oluşur. Bu halkalardan biri koptuğunda denge bozulur: İlim olup şahsiyet olmadığında güven vermeyen bilgi hamalları; fikir olup irade olmadığında ise sadece konuşan fakat iş yapmayan kimseler ortaya çıkar.
Kur’an-ı Kerim, insan yetiştirme metodunu şu ayetle beyan eder: “Nitekim kendi aranızdan size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdik” (Bakara, 151). Buradaki tezkiye (arınma), tâlim (öğretim) ve hikmet (basiret) sıralaması, şahsiyet inşasının olmazsa olmazıdır. "İbret almayan ibret olamaya mahkumdur" vecizesi ışığında, geçmişten ilham alarak; eğitimi sadece diploma vermekten çıkarıp bir karakter inşasına dönüştürmenin, medeniyetimizin geleceği için hayati bir mecburiyet olduğunu anlamalıyız.


Yorumlar