top of page

Ehl-i Bid’ate Karşı Nebevi Duruş ve Reddiye Ahlakı

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 24 Tem
  • 2 dakikada okunur

İslâm dininin safiyetini ve ümmetin itikadî insicamını muhafaza etmek, en az dini tebliğ etmek kadar hayati bir vazifedir. İki Cihan Güneşi Efendimiz (sav), sahih sünnete muhalif olarak dine sonradan ihdas edilen bid'atleri şiddetle ikaz etmiş; sünnet yolundan ayrılmanın tehlikelerine dikkat çekmiş ve ümmetini bu tür sapmalardan sakındırmıştır.

Fıkıh, kelâm ve akaid âlimlerinin önemli bir kısmı da bid'ati, mahiyetine göre değerlendirmiş; özellikle itikadı bozan bid'atleri en ağır sapmalardan kabul etmiş ve bid'at ehlini sert ifadelerle tenkit etmiştir. İnsanı dalâlete sürükleyip ebedî hüsrana götüren en tehlikeli bid'at türü ise amele değil, doğrudan inanç esaslarına yönelik tahrifatlardır.

Bu sebeple klasik Ehl-i sünnet literatüründe, bid'at ehliyle ülfet kurmanın ve onların meclislerinde bulunmanın kalpte şüphe ve tereddütlere yol açabileceği ifade edilmiş; bu nedenle onlarla gereksiz yakınlıktan kaçınılması tavsiye edilmiştir. Yine birçok fıkıh eserinde bid'at ehlinin arkasında namaz kılmanın hükmü tafsilatlı biçimde ele alınmış; bid'atın mahiyetine göre mekruh veya daha ağır hükümler zikredilmiştir. Aynı şekilde, akaid bakımından yeterli donanıma sahip olmayan kimselerin bid'at ehlinin sohbetlerine katılması veya eserlerini rehbersiz şekilde okuması da sakıncalı görülmüştür.

Ancak ulema dairesi bu hususta istisnadır. Bir âlim, Müslümanların inancını koruyacak bir reddiye hazırlamak yahut dâhili bir zarureti gidermek kastıyla bid'atçıların kitaplarını ve söylemlerini tetkik edebilir. Nitekim Ehl-i Sünnet’i ihyâ ve müdafaa etmek ulemaya farz-ı kifayedir. İmam Buhari’nin bazı Râfizî ravilerden hadis nakletmesi yahut Ehl-i Sünnet ulemasının Zemahşerî gibi bir Mu'tezilî zâtın Keşşâf adlı tefsirinden istifade etmesi son derece şartlı, tedbirli ve hususi durumlara münhasırdır. Eğer bid’at sahibi, misyoner cibilliyetli sinsi bir propaganda yürütmüyorsa; ulema gerekli zihni tedbirleri alarak onun ilminden istifade edebilir. Lakin Ehl-i Sünnet çizgideki yayınevlerinin bu şahısların neşriyyatını basması, Ehl-i Sünnet radyo, TV ve sosyal medya kanallarında bu kişilerin konuşturulması ve tezkiye edilmesi asla caiz değildir. Bid'atçıları himaye ve tezkiye edenler, onların tuzaklarına düşen masum Müslümanların vebaline doğrudan ortaktırlar.

Burada en hayati husus, reddiye yaparken ve mücadele ederken usul ve adalet mizanından sapmamaktır. Sürç-i lisan ederek hataya düşen âlimler, münevverler yahut gazeteciler ilk kalemde "ehli bid'at" ilan edilip infaz edilmemelidir. Önce hikmetle uyarılmalı, ancak fikirlerinde inat ve ısrar ettikleri kesinleşince ifşa edilmelidirler. Aksi takdirde, orantısız güç kullanarak insanları karşı cepheye itmek vahim bir vebaldir. Yine halk arasında tanınmayan, marjinal kalmış bid'atçılara reddiye yapma bahanesiyle reklam ve nam kazandırmak da büyük bir cehalettir. Şerri yaygınlaşmamış kişileri ve bozuk fikirleri uluorta tartışarak, hiç haberi olmayan avamın kafasını karıştırmak ve zihinleri bulandırmak dinen caiz değildir.

Bu mücadelenin pîrî ve üstadı Hüccetü'l-İslam İmam Gazâlî’dir. O, bir taraftan filozoflara, Bâtınîlere ve bid'at fırkalarına karşı tarihin en sarsılmaz reddiyelerini (Tehâfütü'l-Felâsife, el-Munkızü mine'd-Dalâl) kaleme alırken; diğer taraftan kaleme aldığı İlcâmü’l-Avâm an İlmi’l-Kelâm gibi eserleriyle avam halkın zihninin karmaşık kelami ve felsefi tartışmalardan uzak tutulması gerektiğini savunmuştur. Bizim metodumuz da aynen Gazâlî hassasiyeti olmalıdır. Bid’at ehli, meşhur olmak adına görüşlerini sosyal medyada ve meydanlarda kışkırtıcı biçimde paylaşsa dahi; Ehl-i Sünnet uleması onların prim toplamak istediği avam sahasında değil, kendi tayin ettiği ilmi ve akademik platformlarda bu batıl fikirleri imha etmeyi seçmelidir.

Sonuç olarak, bizim Ehl-i Sünnet duruşumuz; hüsnüzanı elden bırakmayan adil bir tenkit, avamın zihnini koruyan koruyucu bir hekimlik ve bid’ate karşı tavizsiz bir akide muhafazasıdır. Usulsüz reddiyelerle hakikat müdafaası yapılamayacağı açıktır. Ne bid'atçıların cazibesine kapılıp akidemizi kurban edeceğiz, ne de reddiye yaparken nebevi nezaketi ve avamın masumiyetini ayaklar altına alacağız.

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page