İslama Hizmette Stratejik Yöntem

İslam davasına omuz vermek, Hak katında en şerefli kulluk vazifelerinden biridir. Ancak her kutsal gayenin kendine mahsus bir usulü, stratejisi ve ahlaki sınırı vardır. Usulsüz vuslat olmayacağı gibi, ilahi ölçülere dayanmayan gayretler de en nihayetinde hüsranla neticelenir. İslama hizmet; nefsin taltif edildiği, cemaat taassubunun beslendiği veya bireysel ikballerin merkeze alındığı bir platform değil; tahrif edilmemiş bir ihlas ve nebevi bir strateji ile icra edilmesi gereken mukaddes bir emanettir. Nitekim ecdadımız bu hakikati “Amelsiz ihlas olmaz, ihlassız da amel kabul olmaz” diyerek en berrak şekilde özetlemiştir.
Hizmetin ruhunu ve stratejik çerçevesini çizen en temel ilke, onun bir amaç değil, sadece bir araç olduğudur. Bu mübarek aracın iskeleti üç ana uzuv üzere bina edilmiştir ki bunlar; Niyetin sıhhati, yöntemin meşruiyeti ve sonucun maslahat değeridir. Bu uzuvlarından birinde var olan eksiklik veya ârız bu aracın işlevini yerine getirmesinde büyük engel teşkil edecektir. Asıl gaye, kelimetullahın yüceltilmesi ve yalnızca O’na kulluk edilmesidir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bu hakikati şöyle beyan buyurmaktadır: “De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.’” (En'âm, 162-163). Bu ilahi ferman, yapılan her türlü faaliyette niyetin ne denli saf olması gerektiğini göstermektedir. Hizmet, herhangi bir şahsın, zümrenin veya cemaatin kudsiyet kesbetmesi için değil, İslam’ın hükümranlığı için yapılır. Kişilerin veya grupların yücelmesi adına Müslümanların imkânlarının sevk edilmesi ise hizmet değil, apaçık bir din istismarıdır.
Dini istismar etmek, sadece maddi malı zimmete geçirmek veya menfaat temin etmek değildir. İslam’a hizmet ettiğini iddia ederek kendi sığ emelleri için ümmetin itibarını, zamanını ve imkânlarını kullanmak; maskeli bir hırsızlıktan katbekat daha tehlikelidir. Müslümanların emanetleri en lüzumlu olandan başlanarak sarf edilmeli; nefsin tatmini, şöhret tutkusu veya taraftar toplama hevesi uğrunda suistimal edilmemelidir. Bugün, ehl-i sünnet çizgisinde herkese açık ilmi ve sosyal tesisler halihazırda varlığını sürdürüyorken; sırf meşrep farklılığı veya cemaat taassubu yüzünden, hiçbir zaruret yokken mükerrer yapılar kurmak ümmetin kıymetli imkânlarını israf etmekten başka bir şey değildir. Nitekim “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz; çünkü O, israf edenleri sevmez” (A'râf, 31) nebevi ölçüsü, maddi ve manevi her türlü imkânın harcanmasında titizlik göstermemizi emreder. "Akarsuyun kenarında bile olsa israf haramdır" düsturu da bu hassasiyetin timsalidir.
Hizmet yolunda düşülen en büyük hatalardan biri de ümmetin imkânlarını yanlış önceliklerle dağıtmaktır. Müslümanların yardıma muhtaç yığınları dururken, gayrimüslimlere veya yakınlık kurmak adına seküler yaşam tarzını benimsemiş kişilere şirin görünmek için öncelik tanımak; Allah’a, Resulü’ne ve müminlere karşı ağır bir hıyanettir. Hizmeti sadece kendi tekeline verip diğer Müslümanları yetersiz addetmek ihlas zafiyeti değil, apaçık bir kibre delalettir. Hizmet ehlini incitecek, şevkini kıracak bir tavır takınmak ise kişinin maneviyatını zedeler.
Hizmetin en önemli imtihanlarından biri de insanın kendi niyetini ve davranışlarını sorgulayabilmesi hususunda ortaya çıkar. Kişi samimiyetle Allah'ın rızasını arzularken, farkında olmadan takdir edilme, sözü dinlenme, önemli görülme veya vazgeçilmez olma arzusuyla da hareket edebilir. Bu durum, her hizmeti samimiyetsiz kılmaz; ancak nefsin sürekli muhasebe edilmesini gerekli kılar. Bazen mensubiyet duygusu, insanın kendi grubunun hatalarını görmesini engeller; eleştiri ise bir gelişme imkânı olmaktan çıkarak sadakatsizlik gibi algılanır. Böylece hizmet, insanı tevazuya ve öz eleştiriye yöneltmesi gerekirken, kişinin kendi konumunu koruduğu bir alana dönüşebilir. Bu sebeple hizmet ehli, yalnızca başkalarının niyetlerini sorgulamakla yetinmemeli; kendi niyetini, yöntemini ve mensubu olduğu yapıyı da hakikat karşısında değerlendirebilmelidir.
Hizmetin başarısı da yalnızca yapılan faaliyetlerin veya ulaşılan insan sayısının çokluğuyla ölçülmemelidir. Bir kurumun açtığı tesisler, düzenlediği programlar ve topladığı bağışlar, ortaya konulan çabanın göstergeleridir; fakat gerçek faydanın tamamını açıklamaz. Esas olan, bu çalışmaların insanlarda ne tür bir bilgi, ahlak, sorumluluk ve toplumsal dayanışma gelişimine katkı sağladığıdır. Bu nedenle hizmet ehli, yalnızca “Ne kadar iş yaptık?” sorusunu değil, “Yaptığımız iş ne kadar fayda sağladı, kaynaklarımızı doğru kullandık mı ve eksiklerimizi nasıl giderebiliriz?” sorularını da sormalıdır. Manevi hizmetin bütün sonuçları sayısal ölçülere indirgenemese de samimi bir muhasebe, daha verimli ve kalıcı çalışmaların önünü açar.
Emanetin ehle verilmesi hususunda ise son derece hassas davranılmalıdır. Hizmet bayrağını devredecek olan kişi, bu emaneti nesebi yakınlığa veya cemaat taassubuna göre değil; en layık olana, ehliyet sahibine tevdi etmek zorundadır. Aksi takdirde, ehil olmayana verilen makamlar hizmetin zayi olmasına ve amellerin boşa çıkmasına yol açar. Hizmetin alanı geniştir; sadece malla değil, dil, kalem ve samimi dualarla da icra edilebilir. Kadınların hizmeti ise öncelikle aile huzurunu tesis etmek, evlatlarını imanlı yetiştirmek ve zaruret hâlinde kifayet miktarı ölçüsünde sahada yer almak şeklinde tezahür etmelidir. Herkesin yaş, cinsiyet, tecrübe ve yeterliliğine uygun sahada koşturması, ömrün bereketlenmesi için vazgeçilmez bir stratejidir.
Sonuç olarak, Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde buyurmuştur ki: “Ameller niyetlere göredir; herkese niyet ettiği ne ise o vardır.” (Buhârî). Hizmet sancağını taşıyanlar; "Ne olursan ol, yeter ki bizim safımızda ol" mantığından sıyrılarak, ölçüyü şahıslara göre değil hakikate göre tayin etmelidir. "Görünen köy kılavuz istemez" fehvasınca, ihlasla yapılan hizmetin bereketi toplumu kuşatırken, riya ve taassupla yapılan çalışmalar önünde sonunda zeval bulmaya mahkûmdur. Bizler Rabbimizin rızasından başka bir karşılık aramaksızın, ümmetin maslahatını nefsimizin önüne koyarak bu kutlu yolda sebat etmekle mükellefiz.


Yorumlar