Mürşid Kavramında Anlam Gelişmesi ve Kayması
- Dr.Aliosman Dağlı

- 6 Oca
- 2 dakikada okunur
Mürşid; hak yola sevk eden, irşad eden ve olgunlaştıran manasıyla Cenâb-ı Hakk’ın Esmâü’l Hüsnâ’sından biridir. Tasavvufi ıstılahta ise mürşid; nefis ve şeytanın hilelerini tanıyan, bir üstat gözetiminde seyr-i sülûkünü tamamlamış ve irşad izni almış kâmil kimsedir. Ancak 20. yüzyılın başlarından itibaren İslam dünyasında yaşanan siyasi ve sosyal sarsıntılar, bu kadim kavramın anlam dairesinde ciddi kaymalara yol açmıştır.
Geleneksel tasavvuf kaynaklarında bir mürşidde aranan temel vasıflar; Ehl-i Sünnet itikadı, şer'i istikamet ve manevi liyakat iken; modern dönem Müslümanları, içinde bulundukları boşluk sebebiyle bu makama farklı misyonlar yüklemişlerdir:
1. Hilafetin kaldırılmasıyla oluşan başsızlık duygusu, mürşidi sadece manevi bir rehber değil, aynı zamanda siyasi ve iktisadi bir "lider" olarak konumlandırmıştır. Senûsîlik örneğinde olduğu gibi şeyhlerin krallığa evrilmesi veya tarikat yapılarının siyasi partilere dönüşme eğilimi, mürşidliğin manevi özünden dünyevi bir riyasete kaydığının göstergesidir.
2. Medreselerin kapatılması ve dini eğitimin zayıflaması, mürşidi aynı zamanda mutlak bir "alim" olma zorunluluğuyla karşı karşıya bırakmıştır. Oysa tasavvuf tarihinde ümmi olduğu halde irşad makamında olan Ali Rıza el-Bezzaz veya Terzi Baba gibi birçok kâmil zat mevcuttur. Bu beklenti, ilmi yetersiz mürşidlerin sahte icazetlerle kendilerini alim göstermelerine ve hakiki mürşidlerin "alim değil" gerekçesiyle reddedilmesine yol açmıştır.
3. Modern insanın ruhsal buhranları, mürşidlerden "rukyehan" gibi davranmalarını beklemesine neden olmuştur. Geçmişte uzmanlık gerektiren bu saha, mürşidlerin asıl görevi olan "kalp tasfiyesi"nin önüne geçmiş, tasavvufi irşadın yerini adeta bir manevi klinik hizmeti almıştır.
4. İslam'da üstünlüğün takvada olduğu gerçeğine rağmen, son yüzyılda "kutsal kan" kültü yeniden hortlamıştır. Cahilliklerini veya fasıklıklarını örtmek isteyen bazı kişiler, sahte şecerelerle kendilerini Ehl-i Beyt'e nispet ederek manevi bir istismar alanı oluşturmuşlardır. Oysa silsilelere bakıldığında, mürşidlerin çoğunun herhangi bir asil soya mensup olmayan sıradan insanlar olduğu görülecektir.
Mürşid kavramında yaşanan bu anlam kaymaları, tasavvufun asli fonksiyonu olan "insan-ı kâmil yetiştirme" hedefinden sapılmasına neden olmaktadır. Kavramın siyasetin, tıbbın veya soyluluk iddialarının gölgesinden kurtarılarak yeniden asli kaynaklardaki "manevi rehber" tanımına kavuşturulması elzemdir. Bu dönüşümün hem tasavvuf uzmanları hem de din sosyologları tarafından akademik düzeyde incelenmesi, toplumdaki kafa karışıklığının giderilmesi adına hayati bir önem taşımaktadır.
Dr. Aliosman Dağlı



Yorumlar