top of page

Mülkün Gerçek Sahibi

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 8 Şub
  • 2 dakikada okunur

Bütün mahlukatı yaratan, yöneten, gözeten ve besleyenin, yarattıkları üzerinde mutlak tasarruf sahibi olması kadar makul bir gerçeklik yoktur. Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarına inanan bir mümin için, O’nun âlem üzerindeki mutlak hükümranlığını inkâr etmekten daha büyük bir sapıklık düşünülemez. Dini yaşantıyı camiye, Allah sevgisini ise sadece vicdanlara hapsedip, hayatın geri kalanında canlarının istediği gibi yaşama gayesi güdenler; "Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim?" diyen Firavun’un modern varisleridir. Bu zalimler, tarihin her döneminde olduğu gibi hem dünyada hem de ahirette hak ettikleri akıbetle yüzleşeceklerdir.


Mülkün mutlak sahibi ve din gününün hâkimi olan Allah; Sabûr ve Halîm olduğu için mühlet verir (imhâl eder), ancak asla ihmal etmez. Firavunlar, Nemrutlar, Hâmanlar, Karunlar ve Sâmirîler nasıl ilahi gazapla yerle bir oldularsa, günümüzün müstekbirleri de aynı sona mahkûmdur. Ne hazindir ki, birçok gafil Müslüman, bu zalimlerin gurur ve kibir içindeki şatafatlı yaşamlarından etkilenerek küfre meyletmektedir. Oysa Hz. İsa (as), havarilerinde benzer bir meyil sezip bilinçlerini tazelemek için "Allah yolunda benim yardımcılarım kimdir?" diye sormuş; Hz. Peygamber (sav) ise zalimlere meyledenleri, "Sakın zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur!" (Hûd, 113) ayetiyle açıkça uyarmıştır.


Yakın tarihimiz, bu ferasetsizliğin acı örnekleriyle doludur. ABD, Rusya, Çin ve AB gibi güçlerin yeryüzündeki geçici saltanatını gözünde büyüten bilinçsiz yığınlar, elli yıl önce "şuncu-bucu" diyerek birbirlerinin kanını döktüler. Peşinden gittikleri sahte kahramanlar, dünyevi bir menfaat gördüklerinde onları sattılar; hatta "düşman" diye hedef gösterdikleri odaklarla ittifaklar bile kurdular. Sonuçta ölen öldüğüyle kaldı, fitne ateşi Müslüman coğrafyasını kavurdu ve şeytan bir kez daha kazandı.


Bugün ise bu acı tecrübeler hiç yaşanmamış gibi, yine farklı isimler altında gruplaşarak Ümmet-i Muhammed’i ayrılığa sürükleyen, hakikat maskesi altında din bezirgânlığı yapan bedbahtlar türemiştir. İnsanların farklı mezhep, meslek ve meşreplerde olması, şayet samimiyet ve şuur çerçevesinde kalırsa "çoklukta teklik" sırrını doğuran bir zenginliktir. Ancak bu aidiyetler, Allah ve Resulü’nün tercihlerini hiçe sayma noktasına varırsa büyük bir fitneye dönüşür. Kur’an ve Sünnet’i kendi hevasına göre tefsir edenler, aslında Firavun ve Nemrut’un alenen yaptığını, münafıkane bir yöntemle gizliden gizliye yapmaktadırlar.


Yeryüzündeki hiçbir güç, mülkün asıl sahibi olan Allah’ın iradesinden bağımsız ve ebedî değildir. Müslümanlar, geçici küresel dengelere veya ideolojik kamplaşmalara meylederek asli kimliklerini kaybetmemeli; tevhid inancının izzetini her türlü dünyevi gücün üstünde bilmelidir. Fitnenin ve ayrılığın panzehiri, şahıslara ve akımlara bağlanmak değil, Kur’an ve Sünnet’in belirlediği o dosdoğru çizgide kenetlenmektir. Nitekim, şahıslar dolunay gibi güneşin ışığını yansıttığında, fikir ise kuran ve sünnetten neş’et ettiğinde değer kazanır ve tabii olunmaya layık olur.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page