top of page

İslami İş Hayatı

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 24 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Tarih boyunca insanoğlu rızkını temin etmek için ziraat, ticaret ve zanaat gibi pek çok yola başvurmuştur. Ancak Sanayi Devrimi ile birlikte “işçilik” kavramı, insanlık tarihinin en trajik dönüşümlerinden birine sahne olmuştur. Köle beslemenin maliyeti artınca, üretim çarklarını döndürmek için bu kez hür insanlar istihdam edilmeye başlanmıştır. Ne var ki bu hürriyet, çoğu zaman sadece isimde kalmıştır. George Orwell gibi yazarların eserlerinde vücut bulan ilk sanayi dönemleri; çocukların ve yaşlıların karın tokluğuna, ilkel makinelerin gölgesinde can verdiği bir utanç tablosu olarak tarihe geçmiştir.

Türkiye özelinde ise bu süreç, köyden kente göçle birlikte farklı bir boyut kazanmıştır. Dünün toprak ağaları bugün “patron”, marabaları ise “işçi” olmuştur. Senenin belli aylarında çalışmaya alışkın olan Anadolu insanı, modern fabrikaların ağır mesai düzeni altında adeta “modern kölelere” dönüşmüştür. Yağmurdan kaçarken doluya tutulan bu kitle, sadece emeğini değil; ailesini, kültürünü ve fikrî derinliğini de bu üretim çarkları arasında kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ne yazık ki para kazandıkça sekülerleşen ve geçmişiyle bağlarını zayıflatan bir kesim, mütedeyyin işçi sınıfının insanca çalışma ve ibadet hakkı mücadelesini de sekteye uğratmıştır.

Uzun gözlemlerimiz ve okumalarımız neticesinde, iş hayatının “İslami ve insani” bir standarda kavuşabilmesi için şu temel ilkelerin hayati önem taşıdığı kanaatindeyiz:

  • Yapılan işin özü meşru, sermayesi helal olmalı; işveren, Müslümanlara ve insanlığa hizmeti gaye edinmelidir.

  • Çalışma ortamı, sağlık ve mahremiyet esaslarına uygun olmalı; mesai düzeni, insanca yaşamayı engelleyecek bir yoğunluğa sahip olmamalıdır.

  • Kılık kıyafet ve ibadet serbestisi tam anlamıyla sağlanmalı; iş yerinde dinî ve ruhani bilinci canlı tutacak rehberlik imkânları sunulmalıdır.

  • Ücret, işçinin üretime katkısıyla orantılı olmalı; çalışanlar mümkünse kâr ortaklığı veya ikramiyelerle ödüllendirilerek verimlilik teşvik edilmelidir.

  • Kariyer basamaklarında yükseliş, akrabalık veya şahsi yakınlığa göre değil; liyakat esasına göre gerçekleştirilmelidir.

  • Zor durumda kalan işçiler için kurum içi yardım sandıkları oluşturulmalı; çocuklara, kadınlara ve engellilere güçleri nispetinde görevler verilmelidir.

  • İşletmeler, çalışanlarını kendilerine ve topluma yabancılaştırmamalı; topluma fayda sağlayan projelerde ve mesleki eğitim faaliyetlerinde aktif rol almalıdır.

  • İşten çıkarmalar keyfî değil; hukuki ve ahlaki gerekçelere dayanmalıdır.

  • İşveren zora düştüğünde işçi fedakârlık gösterebilmeli; işçi de İslami olmayan taleplerle hukuku bir “gasp” aracına dönüştürmemelidir.

  • İşverenin nihai amacı yalnızca servet biriktirmek değil; Allah’ın rızasını gözetmek ve ümmete fayda sağlamaktır.

İş hayatını yalnızca bir kazanç kapısı değil, aynı zamanda bir kulluk bilinci olarak değerlendirdiğimizde sömürü düzeninin zincirlerini kırmak mümkün olacaktır. Sermaye sahiplerinin vicdanı ile çalışanların emeği adalet terazisinde buluşmadığı sürece, modern köleliğin isim değiştirmiş hâllerine mahkûm kalmaya devam edeceğiz. İslami ilkelerle taçlanmış bir iş ahlakı ise hem bireyin onurunu koruyacak hem de toplumsal kalkınmayı gerçek bir huzurla taçlandıracaktır.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page