İnsanlığın Pandemi Dönüşümü
- Dr.Aliosman Dağlı

- 28 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
23 Ocak 2020’de Çin’in Wuhan eyaletinde başlayıp 21 Mart 2020’de ülkemize sıçrayan Koronavirüs salgınının, küresel ölçekte birçok sonucu olmuştur. Bazı stratejistler, yaşananların bir netice değil, doğrudan bir amaç olduğunu ileri sürmektedir. Dünya tarihinde ibadethanelerin, fabrikaların, eğitim kurumlarının ve ticaret merkezlerinin bu denli geniş ölçekte karantinaya alındığı başka bir zaman dilimi bilinmemektedir. Ulaşım şartlarının kolay ve hızlı olması, virüsün kısa sürede geniş kitlelere yayılmasına neden olmuştur. Pandemi sürecinde yoğun bakımda yatan bir hasta olarak, virüsün mü yoksa aşı ve ilaçların mı daha zararlı olduğu konusu zihnimde netleşmemiştir; bu meseleyi tıbba ve tarihe havale ederek asıl sosyal sonuçlara odaklanmak istiyorum.
İnsanların sosyalleştiği en önemli alanların karantina gerekçesiyle kapatılması ya da esnek uygulamalara tabi tutulması, iyi niyetli bir tedbir mi yoksa stratejik bir hamle miydi sorusu hâlâ tartışılmaktadır. Bu konuda onlarca komplo teorisi üretilmiştir; ancak hakikatin tüm yönleriyle ortaya çıkması uzun yıllar alacaktır. Buna rağmen pandeminin sonuçları gün be gün daha görünür hâle gelmekte, ekonomik, kültürel ve dini alanlarda derin tahribatlar bıraktığı açıkça hissedilmektedir. Tıpkı bir sel felaketinin ardından geride kalan kalıntılar gibi, pandemi sonrası toplum yapısındaki değişimler kendini göstermektedir.
Tarihin en zorlu dönemlerinden biri olan Moğol istilası ve uzun işgal yıllarında dahi kapatılmayan camilerimiz, pandemi sürecinde kimi zaman tamamen kapatılmış, kimi zaman ise ağır tedbirlerle faaliyet göstermiştir. Bu durum, cemaat ruhunun oluşmasını zorlaştırmış ve pandemi sonrasında da etkisini sürdürmüştür. Ne camilerde ne de cami çevresindeki sosyal alanlarda eski canlılık yeniden tesis edilebilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı ve sivil toplum kuruluşlarının cuma akşamı ve sabah namazı buluşmaları gibi çabalarına rağmen, özellikle gençlerin toplu ibadet alışkanlığı tam anlamıyla geri kazanılamamıştır.
Hizmet sektöründe ve al-sat ticareti yapan KOBİ’lerde e-ticarete kontrolsüz bir geçiş süreci yaşanmıştır. Bu durum, hem istihdamın daralmasına hem vergi kayıplarına hem de şehir trafiğinde yoğunlaşmaya neden olmuştur. Ayrıca sosyalleşemeyen bireylerde psikolojik rahatsızlıkların artmasına zemin hazırlamıştır. Eve kapanma sürecinin getirdiği sosyal ve psikolojik bunalım, çözümün daha geniş ve bahçeli konutlarda aranmasına yol açmış; bu da şehir içi ve şehirler arası kontrolsüz nüfus göçlerini beraberinde getirmiştir.
Farklı kültür ve sınıflardan bireylerin aynı yaşam alanlarında bir araya gelmesi, bir yandan kültürel etkileşimi artırırken diğer yandan telafisi zor sosyal kırılmalara sebep olmuştur. Pandemiyle birleşen konut krizi, kira fiyatlarında aşırı artışlara yol açmış ve aile yapısında onarılması güç tahribatlar bırakmıştır. Kadınlar çalışma hayatına daha erken dönmek zorunda kalırken, çocuklar da kreş ve anaokullarına yönlendirilmiştir.
Pandemi süreci, insanın yalnızca bedenini değil, manevî istikametini de derinden sarsmıştır. Ölümün her gün istatistiklere indirgenerek sunulması, insanın fıtratındaki tefekkür ve ibret alma duygusunu köreltmiş; korku, teslimiyetin önüne geçmiştir. İbadet mekânlarından, cemaatten ve manevî rehberlikten uzak kalan birey, anlam boşluğunu doldurmak için haz, tüketim ve dijital meşguliyetlere yönelmiştir. Bu yöneliş, sabır, tevekkül ve sorumluluk bilincinin zayıflamasına; ben merkezli, anlık tatmin odaklı bir yaşam anlayışının yaygınlaşmasına neden olmuştur. İnsan, kendisini koruyacak olan manevî disiplinlerden koptukça sınırlarını kaybetmiş; helâl-haram, doğru-yanlış ve hak-bâtıl ayrımı bulanıklaşmıştır. Bu bağlamda “sapma” olarak tarif edilen durum, ani ve bilinçli bir başkaldırıdan ziyade, manevî bağların gevşemesiyle ortaya çıkan yavaş ve sessiz bir savrulmadır.
Uluslararası savunma stratejilerinde ise nükleer gücün yerini biyolojik silahların ve salgın hastalıkların aldığı gerçeği daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Genetik yapıya göre üretilen virüsler aracılığıyla toplumların zayıflatılabileceği hatta yok edilebileceği ihtimali artık göz ardı edilemez bir gerçekliktir.
Sonuç
Pandemi, yalnızca bir sağlık krizi değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı, insan psikolojisini ve manevî dengeleri derinden sarsan küresel bir kırılma noktası olmuştur. Bireyselleşmenin hız kazanması, sosyal dayanışma ve ortak yaşam kültürünü zayıflatmış; psikolojik kırılmalar ve manevî savrulmalar bu süreci daha da derinleştirmiştir. Ekonomik, kültürel ve dini alanlarda oluşan boşluklar hâlâ tam anlamıyla doldurulamamıştır. Salgın sürecinde alınan kararların etkileri, uzun yıllar boyunca toplumun her katmanında hissedilmeye devam edecektir. Bu nedenle pandemi sonrası dönemi doğru okuyabilmek, yalnızca maddi değil, psikolojik ve manevî açıdan da geleceği daha sağlıklı inşa edebilmenin en temel şartıdır.



Yorumlar