İÇ SIKINTISI,BUNALIM, MUTLULUK VE HUZUR
- Psk.Dan. Furkan Çağlıyan

- 15 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Bir kimse herhangi bir müşkül karşısında aradığı ihtiyacını bulsa da bulmasa da müteşekkir olmalıdır zira pek çokları ihtiyacı tayin edip aramaktan dahi yoksun kalmıştır. Bu kimselerin halleri bir hastalık karşısında ilacını almaya muktedir olamayan kişi ile hastalığının ilacının nerede olduğunu bilmeyen kimseler gibidir. Şifasının nerede olduğunu bilmeyen hastanın durumu elbette bilip de ulaşamayana nazaran çok daha beterdir. Denilebilir ki belki diğer kimseye bilip de ulaşamamak daha ağır geliyordur. Burada şöyle yanıt verilir şifa kaynağını bulamayan kişinin de kaynağı bulduğunda ona erişebileceği kesin değildir öyleyse bir adım ileriye gitmekle ancak diğer hasta kişiyle eşit olmuş olur. Bu metafor psikolojik bağlamda da aynen geçerliliğini korur. Sözüm ona ‘modern’ zamanların insanlarının çektiği ruhi ızdırap doruk noktasına tırmanırken çözümü cadının getirdiği zehirli meyveyi yemekte aramaktadırlar. Bu meyve çoğu kez kapital düzenin dayattığı haz odaklı bir mutluluk baskısı olarak karşımıza çıkar. Toplumlara yön veren akımların arkasındaki çarpık düşünceler ve sapkın inanışlar bu süreci beslemekte ve insanın asıl ihtiyacını tayin etmesini güçleştirmektedir. Bu kez insanlar içinde kaldıkları hal bakımından yazımızın başında bahsedilen beter haldekilerden daha beter bir hale gelmektedirler. Çünkü bu kez bir adım daha ilerisi ihtiyacı tayin edememenin ötesinde yanlış tayin edilmiş bir ilaç söz konusudur. Bu da malumdur ki yanlış ilaç insanı mevcut sağlığından da eder. Daralmış ve sıkılmış ruhları bir parça huzur ararken onlar bunun yerine erişimi en kolay olan hedonist mutluluklara koşmaktadırlar. Bu durum evde bebeği ağlayan bir annenin bu yardım sinyaline karşı takındığı şu tutuma benzetilebilir; ‘’Bebeğin ağlaması olumsuzluğa işaret öyleyse ben yüksek sesli bir müzik açayım da ağlamayı duymayayım böylece olumsuz sinyal ortadan kalkar’’ . Okurken dahi akla kal getiren bu misal soyut anlamda tekrarlı olarak karşımıza çıkan ve insanı çürüten bir gerçekliktir… Huzur arayışının çığlıklarını mütemadiyen haz mekanizmalarının geçici baskılamalarıyla susturan kişiler nihayetinde hiçbir hazdan da keyif alamaz hale gelip kronik depresyon çukuruna düşmektedir.
Mutluluk her an tüketimden veya eylemden anlık beslenen bir motivasyon aracı iken huzur, inşa edilen bir eve benzer. Sizlerin de malumudur ki evi bırakıp da aracında yaşayan kişinin dinlenmiş ve memnun olduğunu görmek imkansızdır. Öyleyse ruhun ihtiyaçlarını bir kenara bırakıp haz odaklı yaşayarak nefsin arzularını tatmin etmek rahatsızlanan kimseyi ölüme götürecek bir müdahale biçimidir. Cenab-ı Allah insan varlığının yaratıcısı olarak bu noktada bize hiç de şaşılmaya yer vermeyecek derecede açık net bir hakikati buyurmuştur. ‘’Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.” ( Ra'd Suresi, 28. Ayet)
Bu durumda biz Müslüman kimselere düşen evvela Ruhun ihtiyacını doğru tayin etmek ki bu huzur arayışıdır. Ardından da metnin başında bahsedilen örnek üzere bu ihtiyaca nasıl erişileceğini tespit etmektir ki bu tespit de İlahi armağan olarak bize bildirilmiştir. Bknz. Ra'd Suresi, 28. Ayet…
Geriye kalan tek basamak ise Allah’ı anarak huzuru ve dengeyi inşa edip kalp evini mamur etmektir. Siz kalp evini mamur ederseniz artık dışarıdaki fırtınalar kasırgalar ve şiddetli olaylar size zarar veremez. Onları mamur evinizin penceresinden bir seyirlik olarak gözlemlersiniz. Öyleyse Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, alçak sesle sabah akşam rabbini zikret, gafillerden olma!(Araf Suresi 205.ayet)



Yorumlar