İslam Münevveri
- Dr.Aliosman Dağlı

- 11 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
18. yüzyılın sonlarından itibaren başta batıda olmak üzere dünyada ideolojiler tesirlerini göstermeye başlamıştır. Öyle ki birçok sosyal kırılmaya yol açar hale gelmişlerdir. Fransız ihtilali, sanayi devrimi ve imparatorlukların dağılması bunlar arasında zikredilebilir. Hristiyan skolastik düşüncesinin baskısı altındaki Yahudiler bu tazyiki düşürmek için başta Hristiyanlık olmak üzere dinleri itibarsızlaştırıp ideolojileri ön plana çıkarmayı hedeflemişlerdir. İdeolojilerin kurucu babalarının birçoğu Yahudi asıllı olup aynı zamanda dinsizliği benimsemişlerdir. Roma Germen İmparatorluğu, Rus Çarlığı, Osmanlı ve Babürlü Devletlerinin dağılmasından sonra milli devletler kurularak beraberliğin motivasyonu din ve kültürden millet bilincine dönüştürülmüştür. Bu durum devletlerin üzerinde ideolojilerin etkisini daha da tesirli kılmıştır. Öyle ki, din anlayışları bile yerelleştirilerek milli kültürün hegemonyası altına alınmaya çalışılmıştır. Mısır, Pakistan, İran ve Türkiye başta olmak üzere Müslümanların yaşadığı birçok devlette, İslam birliğini hedefleyen kurum, kuruluş, organizasyon ve gruplar ortaya çıkmışsa da onlar bile yerelleşmekten kurtulamamışlardır. Kapitalizm, sosyalizm ve sekülerizme kendilerini bilir bilmez maruz kalan birey ve toplumlar, maalesef İslam ya da Hristiyanlık adına bu ideolojilerin değer yargılarını farkında olarak ya da olmayarak savunur hale gelmişlerdir. Bu durumu fark eden bazı kişiler, inançlarını mezkur ideolojilerin gölgesinde bırakmamak için birçok eser kaleme almışlardır. Maalesef bunların birçoğu bütün iyi niyete rağmen tam olarak İslam mefkuresini yansıtamamış, dolaylı olsa da hakim ideolojilerin kokuları üzerlerine sinmiştir. Necip Fazıl gibi az sayıda fikir adamı İslam’ı arı duru bir şekilde sunabilmiş, birçokları jargon meselesini bile henüz çözememiştir. Kullanılan terimler, dinlenilen marşlar ve atıf yapılan fikir adamları, GDO’lu mefkureleri ayırt etmemiz için önemli birer ipucudur. İddialı sloganlarla büyük hedefler göstererek özellikle gençlerin enerjilerini yönlendirmeye yönelik faaliyetlerde bulunan bu kişi ve gruplar, adeta farkında olmadan dini din ile yıkmanın birer misalini teşkil etmektedirler. İslam’ın va’z ettiği faziletlerin birini ya da birkaçını ön plana çıkarıp, diğerlerini önemsizmiş gibi gösteren, ya da bid’at olmakla yaftalayan bu kişi ve gruplar, on beş asırlık birikimimizi adeta kadük hale getirmektedirler. Öyleyse, “Gerçek İslam münevverinde bulunması gereken vasıflar nelerdir” sorusuna şöyle cevap verilebilir: Ehli sünnet vel cemaat itikadına sahip olup her türlü bid’at ve hurafeden uzak durmalıdır. Küfre ve kafirlere karşı son derece vakur ve tavizsiz, Müslümanlara karşı son derece tevazu ve müsamaha sahibi olmalıdır. İslami ilimleri kifayet miktarı tahsil etmeli, ilmi içselleştirerek irfana çevirmeyi bilmelidir. İslam’ı bildiği gibi karşıt düşüncelerden de haberdar olmalı ve onların zehirli fikirlerine panzehir üretecek tecrübe ve kabiliyet sahibi olmalıdır. Bir ağacın kökü gibi İslam an’analerine sımsıkı bağlı olmalı, bir taraftan da bütün insanlığın ürettiği faydalı her şeyi İslam’ın yitiği kabul edip almalıdır. İslam büyüklerinin görüşlerini altın bilip, kendi fikirlerini onun muhafazası konumunda karton bir kap gibi görmelidir. Başta gençler olmak üzere toplumun kılcal damarlarına kadar konuşma ve yazılarıyla nüfuz etmeli, başka fikir ve ideolojilere asla ihtiyaç ve yer bırakmamalıdır. Yukarıda ki vasıflara sahip olan kişi, Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, “kardeşim” diyerek bağrına bastığı İslam’ın has evladı ve münevveridir. Çeyrek münevver müsveddelerine İslam’ın tahammülü yoktur ve musilaj gibi dalgalarla sahile atılmaya mahkumdur. Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.[1] Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! [2] Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.[3]
[1] Fetih Suresi 29. ayet
[2] Tahrim Suresi 9.ayet
[3] Ali İmran Suresi 159. ayet



Yorumlar