Hoca ve Rehberlere Hürmet
- Psk.Dan. Furkan Çağlıyan

- 6 Oca
- 2 dakikada okunur
İnsan, yaratılışı itibarıyla öğrenmeye muhtaç bir varlıktır. Bu öğrenme süreci yalnızca bilgi aktarımıyla sınırlı olmayıp, ahlâkın, edebin ve mânevî derinliğin de kazanıldığı bir yolculuktur. Bu yolculukta rehberlik eden kimseler ise hocalardır. Gerek dinî ilimlerde gerekse aklî ve ilmî sahalarda hocaya duyulan saygı, İslam düşüncesinde sıradan bir nezaket kuralı değil, köklü bir ahlâk ve edep anlayışının tezahürüdür.
Hocaya gösterilen hürmet, çoğu zaman yanlış şekilde yalnızca bir şahsa yönelmiş gibi algılanır. Oysa hakiki anlamda bu saygı, hocanın kişisel varlığına değil; onun taşıdığı, temsil ettiği ve kendisine emanet edilen ilme yöneliktir. Hoca, ilmin ve hikmetin asli kaynağı değildir; o, bu bilginin aktarıcısı ve muhafızıdır. Bu sebeple hocaya saygı göstermek, ilme saygı göstermektir. İlme saygı ise nihayetinde ilmin gerçek sahibi olan Allah’a yönelmiş bir edep hâlidir.
Tasavvuf geleneğinde bu anlayış daha da derinleşir. Mürşid veya âlim, sadece bilgi aktaran biri değil; aynı zamanda hâl ve edep öğreten bir rehberdir. Ona duyulan saygı, şahsına tapınma veya hatasızlık atfetme anlamına gelmez. Aksine, o kişiye tevdi edilmiş mânevî emanetin farkında olmayı gerektirir. Çünkü mânevî ilimler ve kalbî hâller, insanın keyfî tasarrufuna bırakılmış bilgiler değil, ilahî bir lütuf ve emanettir.
Bu noktada saygının sınırları da doğru çizilmelidir. İslam, hiçbir kulun mutlaklaştırılmasına izin vermez. Hocaya itaat, Allah’a isyan içeren bir noktaya vardığında anlamını yitirir. Ancak bu denge gözetildiğinde, hocaya duyulan hürmet, kişinin nefsini terbiye eden, kibri kıran ve ilmin bereketini artıran bir vesile hâline gelir. Zira edep, ilmin kapısı; saygı ise ilmin muhafızıdır.
Öte yandan hocaya karşı hürmetin ortadan kalktığı bir zeminde de ilim kök salamaz. Rehberin sıradanlaştırıldığı, otoritenin değersizleştirildiği, edebin gereksiz görüldüğü bir anlayış; talebeyi özgürleştirmez, bilakis dağınık ve köksüz hâle getirir. Hocasını muhatap değil eşiti gibi gören, sözünü tartmadan hüküm veren, ilmi bir emanet değil kişisel bir araç sayan kimse; zamanla istifade eden değil tüketen bir zihne dönüşür. Bu durumda ilim derinleşmez, yüzeyselleşir; hikmet doğmaz, sadece bilgi yığılır. Çünkü edep kaybolduğunda, ilim sahibini yüceltmez; onu ağırlaştırır
Öyleyse peygamber varisi olan alimlerin, şeyhlerin, hocaların ve ilim sahiplerinin yanlarında en ufak bir gevşeklik göstermemek ve edebe riayet etmek son derece keskin bir kuraldır. Zira söz edildiği gibi kişi kendi manevi halinin zarar görmemesi için hocasına karşın bir baba oğlu sevgisiyle nazar etmeli öte yandan asker komutan ilişkisi kadar keskin bir itaat, ciddiyet ve edep içinde olmalıdır. Asla hocayı kendisi gibi sıradan biri olarak görüp sıradan bir iletişim kanalı tercih etmemelidir.
Sonuç olarak, kişinin hocasına gösterdiği hürmet, bireysel bir bağlılık değil; ilme, hikmete ve nihayetinde Allah’ın emanetine yönelmiş bilinçli bir duruştur. Bu bilinç, ilmi bereketlendirir, talebeyi olgunlaştırır ve öğrenme sürecini sadece zihinsel değil, kalbî bir yolculuğa dönüştürür.
-Furkan Çağlıyan



Yorumlar