top of page

Ehli Sünnet ve Şia Arasındaki Temel Farklılıklar

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 13 Oca
  • 2 dakikada okunur

İslam dünyasının tarihi ve itikadi dokusunu anlamak, yalnızca bir inanç sistemini tanımak değil, aynı zamanda medeniyetlerin yönünü tayin eden fikir ayrılıklarını da kavramayı gerektirir. Bugün İslam dünyasına baktığımızda karşımıza çıkan iki büyük ekol olan Ehli Sünnet ve Şia, temel meselelerden uygulamadaki farklılıklara kadar geniş bir yelpazede birbirlerinden ayrılmaktadır. Bu ayrılıkların merkezinde ise ilahi ilmin mahiyeti, otoritenin kaynağı ve tarihin nasıl okunması gerektiği yatmaktadır.

Ehli Sünnet inancına göre Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır; O’nun için yanılmak, sonradan görmek veya fikrini değiştirmek gibi beşeri noksanlıklar söz konusu değildir. Şia’daki bedâ anlayışı ilahi takdirin insan iradesiyle yön değiştirebileceğini savunurken, Sünni doktrin mutlak kaderin Allah’ın ezeli ilmiyle sabit olduğunu ve bu ilmin asla değişmeyeceğine dayanır. Bu durum sıfatlar bahsinde de kendini gösterir. Şia, Allah’ın sıfatlarını zatının aynısı olarak görürken, Ehli Sünnet bu sıfatların zatının ne ayrısı ne de gayrısı olduğunu ifade ederek bir orta yol izler.

Otorite meselesi, bu iki ekol arasındaki en derin uçurumu oluşturur. Şia, on iki imamı masum ve hatasız kabul ederken, onları Hz. Peygamber dışındaki tüm peygamberlerden üstün tutar. Onların sözlerini vahye yakın bir ilham kaynağı olarak görür ve Hz. Peygamber’in sözleriyle eşdeğer sayar. Oysa Ehli Sünnet’te masumiyet sıfatı yalnızca peygamberlere ve meleklere aittir; hiçbir alim veya veli Peygamber’in otoritesiyle denk tutulamaz. Bu anlayış, sahabe algısına da doğrudan yansır. Sünni ekol, ashabın tamamını adil kabul edip saygı duyarken, Şia Hz. Ali taraftarı olan bir grup dışındaki sapıklık hatta kimisini de küfürle itham eder. Bu yaklaşım hadis ilmine de sirayet eder; Ehli Sünnet bütün sahabelerden gelen rivayetleri sahih kabul ederken, Şia sadece kendi ideolojik çizgisine yakın bir kısım sahabenin rivayetlerini geçerli sayar.

Hilafet meselesinde de Şia, liderliğin nass ile on iki imama ait olduğunu savunurken, Ehli Sünnet bu makamın ümmetin icma ve tercihiyle ilk olarak Hz. Ebubekir’e layık görüldüğünü, daha sonra da farklı yöntemlerle diğer halifelerin seçilebileceğini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’in korunmuşluğu ve dini hükümlerin kaynakları da bir diğer ayrım noktasıdır. Ehli Sünnet, Kur’an’ın mütevatir yolla bugüne değin tek bir harfi bile değişmeden ulaştığını savunurken, Şia’da ise bazı surelerin çıkarıldığına dair iddialar dile getirilmiştir. Hukuki alanda ise icma, Sünni fıkhının temel direklerinden biriyken, Şia’da bağlayıcı bir delil sayılmaz. 

Gündelik hayata ve fıkha yansıyan farklar ise ibadetlerden sosyal hayata kadar uzanır. Pratik ibadetlerde, abdest alırken çıplak ayak üzerine mesh edilmesi veya beş vakit namazın bilâ kaydu şart cem edilerek üç vakitte kılınması gibi uygulamalar Şia’da yaygınken, Ehli Sünnet’te ise mesh ancak mestler üzerine yapılabilir, namazlar da belli şartlarda cem edilerek kılınabilir. Sosyal hayatta ise muta nikahı konusu iki ekolü tamamen ayırır; Şia bu uygulamayı caiz görürken, Ehli Sünnet ebediyen haram olduğunu ilan etmiştir. Son olarak, Mehdi inancı ve cihat anlayışı geleceğe bakışı şekillendirir. Şia, Mehdi’nin gelip bir kuyuda gizlendiğine inanırken, Ehli Sünnet onun henüz gelmediğini savunur. Şia’da kafirle cihat Mehdi’nin zuhuruna kadar yasaklanırken, diğer müslümanlarla savaşmak ise şi’î akidesine dönünceye kadar devam etmelidir. Ehli Sünnete göre ise ister kafir ister Müslüman olsun şartlar oluştuğunda zalime karşı cihat farzdır. İşte bu köklü farklılıklar, iki tarafın dünyaya ve ahirete nasıl farklı pencerelerden baktığını göstermesi açısından bilinmesi gereken önemli malumatlardır. Aksi takdirde İslam dünyasındaki kırılma ve ihtilafların temel sebeplerini gerçek manada anlamak mümkün değildir.

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page