DİNLE!
- Dr.Aliosman Dağlı

- 16 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
DİNLE: “Mevlânâ’nın En Büyük Öğüdü”
İlim tahsil etmenin en etkili yolu semâ, yani dinlemektir. Ashâb-ı Kirâm efendilerimiz (RA), Kur’ân-ı Kerîm’i ve Sünnet-i Seniyye’yi semâ yoluyla alıp sonraki nesillere aktarmışlardır. İmlâ ise semânın muhafazası ve tescilidir. Hem selef hem de halef ulemâsı, ilmi semâ yoluyla alıp sonraki nesillere aktarmışlardır.
Hz. Mevlânâ, her kafadan bir sesin çıktığı karmaşa devrinde “Dinle!” diye söze başlayarak kakofoninin önüne geçecek tek çarenin kulak vermek olduğunu ifade buyurmuştur. Olgun karakterli kimselerin dinleyerek kemâle erdiği ve adeta üflene üflene ney gibi kıvam bulduğu, Mesnevî’nin ilk beyitlerinde talim edilmektedir.
Günümüz insanı dinlemeyi adeta bir noksanlık göstergesi olarak addetmektedir. Büyük veli ve âlim Hasan-ı Basrî (RA):
“Allah (CC) size konuşmanız için bir dil, dinlemeniz için iki kulak vermiştir.” buyurarak kemâlin semâda olduğunu bizlere öğütlemiştir.
Esasen kâmil mü’min, hakikat arayışında olduğu için kulakları daim Hakk’a müteveccih bir şekilde beklemektedir. Nitekim Zümer Sûresi’nin 18. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz (CC):
“Onlar sözü dinler ve en güzeline uyarlar. İşte Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler bunlardır. İşte bunlar akıl sahiplerinin kendileridir.” buyurarak, dinlemenin kâmil ve akıllı kişilerin vasfı olduğunu beyan etmektedir.
Mesnevî’nin özeti, ilk on sekiz beyit, yani Ney-nâme’dir. Onun da özeti “Bişnev”, yani **“Dinle!”**dir. Hoş bir tevafuktur ki Kur’ân da Mesnevî de “Be” harfiyle başlamaktadır. Demek ki Bişnev’in de özeti “Be”, onun da zübdesi noktadır.
Gönüller sultanı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin, Meram bağlarında Hüsâmeddin Çelebi’ye imlâ ettirdiği Mesnevî-i Şerîf, doğu ve batı hikmetinin özü ve Kur’ân’ın yüce mesajlarının mükemmel bir tefsiridir. İnsan olma kılavuzu ve beraber yaşama iksirinin formülüdür.
Nefesini Kur’ân’dan aldığı için zaman yaşlandıkça o gençleşmektedir. Ona olan ihtiyaç gün geçtikçe artmakta ve kıymeti mü’min–kâfir herkes tarafından takdir edilmektedir.
Ecdadımız (RH), Mesnevî’yi evde bulundurmayı bir bereket vesilesi görmüş ve Mesnevîhân olmayı büyük bir meziyet addetmişlerdir. Birçok ilim adamı, sırf Mesnevî’yi kendi dilinden okuyabilmek için Farsça öğrenmiş; memleketimizde Farsça eğitiminde Mesnevî’nin yazıldığı lehçe esas alınmıştır.
Birçok sûfî, mürşid-i kâmil arama yolunda olan taliplerin Mesnevî’yi okumaya devam ederek irşad olacaklarını müjdelemişlerdir. Mevlânâ’nın asırları aşan nefesi, üflenecek kamışlar aramakta ve ilk günkü tazeliğini korumaktadır.
Gönüllerin teşviş içinde daraldığı, ailelerin hallaç pamuğu gibi savrulduğu, toplumların paramparça olup kutuplaştığı ve gençlerin her gün biraz daha millî ve manevî değerlerimizden uzaklaştığı bugünlerde, onun nefesine olan ihtiyacımız her zamankinden daha fazladır.
Osmanlı’nın tohumunu saçan Mevlânâ (RA) Hazretleri’nin şefaatini talep eder ve kıblegâhı âşıkân olan kabri şerifinin mübarek toprağına günahkâr yüzümü sürerim. Allah (CC) sırrını yüceltsin, bereket ve teveccühlerini üzerimize sâyebân eylesin.


Yorumlar