top of page

BARBAROS VE MANEVİ YÖNLENDİRME

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 27 Kas 2025
  • 3 dakikada okunur


Cezayir Fatihi, Osmanlı Devleti’nin ilk Kaptan-ı Derya’sı ve Preveze’nin muzaffer komutanı olarak bilinen “Barbaros Hayrettin Paşa” (Hızır bin Yakup), aynı zamanda âlim, fâzıl ve müdakkik bir zattır. Yukarıda sayılan meziyetlerinin yanı sıra sultanlık ve gemi inşa mühendisliği gibi birçok vasfa sahiptir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın ricası üzerine yazdırdığı hayat hikâyesi, onun sayılan marifetlerinden başka bir de mana yoluna olan aşinalığını açıkça ortaya koymaktadır. Cihada yönelişinin, birçok tehlikeden kurtuluşunun, sayısız kaleyi fethedişinin, hatta Cezayir’den ayrılışı ve yeniden fethedişinin hep manevi işaretlerle gerçekleştiğini beyan etmektedir.

Asıl adı Ahmed olan, Midilli ve Beşiktaş medreselerinde müderrislik yapan, şair ve denizcilik âlimi Larendeli Pîrî Reis’in, Barbaros Hayrettin Paşa'nın hem hocası hem de sohbet arkadaşı olduğu bilinmektedir. Fakat Paşa'nın bir mürşidinin olduğuna dair bir bilgiye, ne yazdırdığı eserde ne de herhangi bir tarihî kayıtta rastlanmamıştır. Ancak söz konusu eserde kendisinin yapmış olduğu nakillerden üveysî meşrep olduğu anlaşılmaktadır. Kerametlerinin zâhir olup tevatür derecesine ulaştığı bilinmektedir.

Hayrettin Paşa, yetiştirdiği Reisleri ve komutası altında cihat eden Leventleri adeta bir mürşit gibi yetiştirip yönlendirmiştir. Vefatından sonra da kabri, daima ehl-i irfan için bir ziyaretgâh olmuştur.

Bu kıymetli zat hakkında şahsî tecrübemi paylaşmak istiyorum. Henüz ilkokula başlamadan TGRT’nin kasetleri vasıtasıyla hayatını öğrenmek nasip olmuştu. Dört kasetten oluşan bu seti yüzden fazla dinlediğimi ve her seferinde sanki ilk kez duyuyormuşçasına manen haz aldığımı ifade etmek isterim. Daha sonraki yıllarda da bu zat hakkında kaleme alınan tez, roman, kitap bölümü ve ansiklopedi maddelerinin hemen hemen tamamını okudum. Okuduğum her eser ve dinlediğim her belgesel, ona olan hayranlığımı ve manevi bağımı daha da arttırdı.

2002 yılının Eylül ayında, 28 Şubat Sürecinin  son demlerinde bir rüya gördüm. Rüyada bu mübarek zat bütün heybet ve vakarıyla yanıma gelerek bana sarıldı. Gözyaşları içerisinde adeta hasret gideriyorduk. Benim zatımda sıkıntı çeken bütün Müslümanlara hitaben, “Evladım, çektiğiniz sıkıntı bizce malum. İnşallah kırk gün geçmeden bu sıkıntılar sizden zail olacak. Yalnız kabrim işgal altında, kimse ziyarete gelemiyor. Yarın ilk iş beni ziyarete gel,” buyurdu.

Uykudan kalkar kalkmaz yakın arkadaşım Cengiz Öksel’i arayarak rüyayı anlattım. O da benimle beraber gelmek istediğini söyledi. Beraberce önce Üsküdar’a, oradan da motorla Beşiktaş’a geçtik. Türbe, Beşiktaş İskelesine çok yakın olduğu için kolayca ulaştık. Fakat hem bahçe kapısı hem de türbe zincirlerle adeta esir alınmıştı. Büyük bir levhada “Karargâh, İçeri Girmek Yasaktır” yazıyordu. Herhangi bir askerlik tecrübem olmadığı için durumun önemini fark edemediğimden, bir parende atarak kapının öbür tarafına geçtim. Arkadaşım Cengiz Öksel beni hiç uyarmadan ve tereddüt etmeden peşimden geldi. Kendisi askerliğini NATO’da yapmıştı ve esasen bu konularda bilgi sahibiydi.

Hemen türbeye giderek zincirli olan kapıyı açmaya çalıştık. Açamayınca kapının önünde müsait bir yere oturup Yasin-i Şerif okumaya başladık. Duamızı yapıp başımızı kaldırınca, daha sonra Yüzbaşı olduğunu öğrendiğimiz bir askerin, üç metre ileriden, sanki duymuyormuşuz gibi megafonla “Etrafınız sarıldı, karargâh sınırlarını ihlal ve casusluk suçundan tutuklanacaksınız!” diye haykırdığını işittik.

Cengiz Öksel Abimiz “Ellerimizi kaldıralım,” dedi. Ben umursamadım bile. Yüzbaşı hiddetle yanımıza gelerek “Burada ne işiniz var?” diye bizi azarlamaya başladı. Ben de cevaben ona, “Beni buraya Barbaros Hayrettin Paşa Hazretleri çağırdı, asıl sizin ne işiniz var?” dedim.

Cengiz Öksel Abimiz heyecana gelerek, “Hocamı rüyasında çağırmış, bizi mi vuracaksınız?” deyince Yüzbaşı birden ağlamaklı bir ses tonuyla elimi öpmeye yeltenip, “Hocaaamm, benim çocuğum olmuyor. İki sene önce de ben rüyamda görmüştüm. 'Beni ziyarete gelen ilk kişinin duasını al,' buyurmuştu,” dedi.

Bu duyduklarımdan güç alarak, “Hele şu türbenin kapısını aç da bir ziyaret edelim, sonra biz de üzerimize düşeni yaparız,” dedim. Hemen türbeyi açıp bizi buyur ettiler. Dua ederken Yüzbaşı, beraberindeki askerler ile birlikte “Amin,” diyerek iştirak ettiler. Elhamdülillah, bugün bu zatın türbesi ziyarete açık durumda. Rabbim cümlemizi şefaatine nail eylesin. Âmin.

Sonuç olarak, hem kendi kaleme aldırdığı eserden hem de şahsî tecrübemden, bu mübarek zatın Üveysî olduğu ve manevî tasarrufunun Allah'ın (c.c.) izniyle hâlâ devam ettiği kanaati bende hasıl oldu. Rabbim bütün Ümmet-i Muhammed’e (s.a.v.)  onun teslimiyetini ve Hakk’a yönelişini nasip eyleyip, manen desteklenenlerden kılsın. Âmin.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page