Arkeoloji Maskesiyle Paganizm Propagandası
- Dr.Aliosman Dağlı

- 8 Şub
- 2 dakikada okunur
İnsanlık tarihi boyunca binlerce peygamber, taştan ve tahtadan yontulmuş putlara tapınmanın batıllığını anlatarak pagan geleneği büyük ölçüde etkisiz hale getirmiştir. Ancak son iki asırdır pozitivizmin de etkisiyle zayıflayan dînî bağlar, eski bir düşmanın yeni bir maskeyle hortlamasına zemin hazırlamıştır. Günümüzde arkeolojik kazılar ve kültürel mirasın korunması gibi masum gerekçelerin ardına gizlenen bir anlayış, antik pagan kültürlerini modern bir inanç alternatifi olarak sunmaktadır.
Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’e (sav) karşı kullandığı "Bunlar evvelkilerin hikâyeleridir" (Esâtîrü'l-evvelîn) argümanı, bugün modern bir kılıfla yeniden tedavüle sokulmuştur. O dönemde Nadr b. Haris’in İran’dan getirdiği Rüstem ve İsfendiyar hikâyeleriyle Kur’an’ın etkisini kırmaya çalışması üzerine inen Lokman Sûresi 6. ayet, bu tür oyalayıcı ve saptırıcı sözlerin ilahi hakikate karşı birer "satın alınmış meşgale" olduğunu beyan eder. Bugün de Sümer, Asur ve Babil tabletlerinden çıkan metinler, Kur’an şeriatının ve kıssalarının kaynağıymış gibi sunularak benzer bir itibarsızlaştırma operasyonu yürütülmektedir.
Son elli yıldır geleneksel ve sosyal medya üzerinden yürütülen pagan propagandası, "sanat" ve "estetik" adı altında putperestliği sevimli kılma çabasındadır. Bu süreçte Hz. İbrahim (as) gibi put kırıcılar örtülü bir biçimde kınanırken, Bizans’taki ikonoklazm (tasvir kırıcılık) dönemi gericilikle yaftalanmaktadır. Aynı şekilde Hindu putperestliğiyle mücadele eden Sultan Gazneli Mahmud ve Alemgir Şah gibi tarihi şahsiyetler, bağnazlığın sembolü olarak gösterilmektedir. Batı tesiri altındaki bazı modern dönem ulemasının heykel ve suret yasağına kılıflar araması, geleneksel Ehl-i Sünnet çizgisinin "taassup" ile itham edilmesine yol açmıştır.
Arkeoloji bilimi kullanılarak yapılan en büyük yanıltma; Nuh Tufanı, Hızır-Zülkarneyn kıssası veya Hâbil-Kâbil olayı gibi anlatıların antik yazıtlarda bulunmasının, ilahi kitapların bu kaynaklardan alıntı yaptığı iddiasıdır. Oysa Kur’an-ı Kerim, bu olayların ilk defa kendisi tarafından anlatıldığını iddia etmez; aksine bunların yaşanmış, tarihe mal olmuş gerçekler olduğunu bildirir. Dolayısıyla bu olayların Sümer veya Babil metinlerinde yer alması, dinlerin kökeninin paganizm olduğunu değil, bu olayların yaşanmışlığını teyit eden birer tarihi delildir.
Toprak altından çıkan her tablet ve kalıntı, ilahi vahyi yalanlayan yeni bir delil gibi pazarlanarak zihinlerin bulanıklaştırılması amacı güdülmektedir. Pagan kültüründeki hakikat kırıntılarını dinin kaynağı gibi göstermeye çalışmak, iman ehlini köklerinden koparmayı hedefleyen sömürgeci bir tarih anlayışının ürünüdür. Müslümanların bu arkeolojik propagandaya karşı uyanık olması, tarihin şahitliğini ilahi vahyin onayıyla birlikte doğru bir zeminde okuması elzemdir.


Yorumlar