Kur’an’ı Anlama Yöntemleri
- Dr.Aliosman Dağlı

- 5 Haz
- 2 dakikada okunur
Ehl-i Sünnet ve Bid'at Ehlinin Yaklaşımları
Kur’an-ı Kerim, yapısı itibarıyla farklı şekillerde anlaşılmaya ve tefsir edilmeye müsait, zengin bir hitaptır. Tarih boyunca farklı fikir ekollerinin, Kur’an’ın bazı ayetlerini ön plana çıkararak kendi görüşlerini delillendirmeye çalıştıkları inkâr edilemez bir gerçektir. Tam da bu noktada, ayağı yere basmayan keyfî yorumlara karşı en büyük engeli Sünnet-i Seniyye teşkil eder. Zira sünnet, Kur’an’ın hayata ve yaşantıya geçmiş en berrak hâlidir.
Tefsir, hadis, kelâm ve tasavvuf gibi tüm İslâmî ilimlerin asıl temeli Hz. Peygamber’in (sav) sünnetidir. Günümüzde sıkça şahit olduğumuz, "yalın Kur’an" güzellemesi yapan bid'atçıların asıl gayesi ise İslâm’ın bu sarsılmaz temellerini, yani sünneti ve diğer tâli kaynakları gereksizmiş gibi göstererek devre dışı bırakmaktır. "Tefsir usulünü esas alacağız" iddiasıyla ortaya çıkanların birçoğunun gizli amacı, İslâm düşüncesini bütüncül bakış açısından sıyırmak ve fıkıh usulünün bağlayıcı disiplininden kaçmaktır.
Unutulmamalıdır ki Ehl-i Sünnet’in Kur’an’ı anlamada muhkem bir metodu olduğu gibi; Şia, Mutezile, Hariciyye gibi bid'at fırkalarının ve modern dönemin reformizm, modernizm, Kur’ancılık ve tarihselcilik gibi akımlarının da kendilerine has metotları vardır. Örneğin Şia, öncelikle kendi kıraat ve hadis kaynaklarını esas alarak sözü, eninde sonunda imamet teorisine bağlar. Mutezile ise isim-sıfat, kader ve büyük günah meselelerini sürekli ön plana çıkararak ayetleri sözde akılcı bir boyuta taşımaya çalışır. Hariciler, Zahirîler ve günümüzün Vehhâbîleri ise lafızcı bir yaklaşımla dar ve sığ bir yorum metodu benimserler.
Modern akımlardan Kur’ancılar, sünneti ve icmâyı inkâr ettikleri için kendi zihin dünyalarında hangi felsefî anlayışa yakınlarsa Kur’an’ı o yöne doğru meylettirerek yorumlarlar. Bu yüzden kendi aralarında dahi bir fikir birliği yoktur. Tarihselciler ise Kur’an’ı adeta miadı dolmuş tarihî bir metin gibi görmekle kalmaz, ayetlerin lafzının değil, yalnızca manasının Allah kelamı olduğunu iddia edecek kadar ileri giderler. Bu bozuk fikirlerini doğrudan söyleyemediklerinden, dolaylı yoldan Makâsıdü'ş-Şerîa ilmini suistimal ederek propaganda yaparlar.
Benzer şekilde reformistler ve modernistler de asıl niyetlerini gizlemek adına Ehl-i Sünnet’in tepkisini çekmeyecek tecdit, ihya ve ıslah gibi saygın kavramların arkasına saklanırlar. Bunlar esasen, tıpkı oryantalistler gibi, Kur’an’ı değişime açık tarihsel bir metin olarak görürler. Protestanların Kitâb-ı Mukaddes’e uyguladıkları tarzda bir metin kritiği, orijinallik tahlili ve tenkidi yürütürler.
Sonuç olarak, Ehl-i Sünnet’in Kur’an’ı anlamada esas aldığı yöntem olan Usûl-i Fıkıh yeterince anlaşılmadan ve bu akımların temel şifreleri bilinmeden, Kur’an’ı Sünnî bakış açısıyla yorumlama melekesi kazanmak mümkün değildir. Usûl-i Fıkıh, yalnızca bir fıkıh metodolojisi değil; aynı zamanda İslâm’a göre doğru düşünmenin ve hüküm vermenin genel perspektifidir. Günümüzde İslâmî ilimler arasında samimi bir kavram birliği ve fikrî disiplin arayışında olanların, eğer gerçekten iyi niyetliyseler, teslim olacakları en önemli hakem Usûl-i Fıkıh'tır.


Yorumlar