top of page

Kavram Kargaşası mı, Usul Mühendisliği mi?

  • Yazarın fotoğrafı: Dr.Aliosman Dağlı
    Dr.Aliosman Dağlı
  • 9 Haz
  • 2 dakikada okunur

Her dil, tarihî süreç içerisinde lafızların anlam kaymasına veya değişimine uğradığı dinamik bir yapıya sahiptir. Benzer şekilde her ilim dalının da kendine has teknik terimleri vardır. Bu terimlerin başka ilim dallarındaki kelimelerle eş sesli olması, asla bir “kavram kargaşası” olarak nitelendirilemez. Günümüzde her bilgisayar işletim sisteminin kendi iç dinamiklerine göre kodlanması nasıl tabii bir durumsa, İslâmî ilimlerin de tedvin ve kemal safhalarında nazarî tekâmüller geçirerek kendi ıstılahlarını üretmesi o derece tabiidir.

Ne hazindir ki, İngilizcenin farklı coğrafyalarda farklı aksanlarla konuşulmasını “kültürel zenginlik” olarak takdim eden seküler akıl ve onların içimizdeki uzantıları, İslâmî ilimlerin usullerindeki bu muazzam zenginliği bir “kargaşa” olarak lanse etmektedir. Bugün İslâmî ilimler arasında kavram kargaşası bulunduğunu iddia edenler ya mezhep farklılıklarının usuller üzerindeki kurucu etkisinden habersizdir ya da tehlikeli bir telfîk-i mezâhib projesinin usul boyutunu tamamlamaya çalışan kimselerdir.

Bu çevrelerin içine düştüğü durum tam anlamıyla trajikomiktir. Usûl-i Fıkhı Hanefîlerin fukahâ metoduna göre okutup, Usûl-i Hadiste kelâmcıların (cumhurun) metodunu benimseyen bir eseri el üstünde tutan, Usûl-i Tefsirde ise neo-selefî bir müellifin kitabını tavsiye eden bir “akademik zihniyetin”, dönüp bir de “kavram kargaşası var” diye sızlanması, kendi usulsüzlüğünün faturasını kadim geleneğe kesmeye çalışmasından başka bir şey değildir.

Oysa Hanefî mezhebi; tefsir usulünü, hadis usulünü ve içtihat yöntemini Fıkıh Usulü çatısı altında bir bütünlük içerisinde ele aldığı için, Ehl-i Sünnet’in ana omurgasında esaslı bir kavram kargaşası yaşanmamıştır.

Kavram birliğini samimiyetle arzu edenlerin yapması gereken şey, on dört asırlık muazzam entelektüel birikimi yok saymak değil; onlarca imparatorluğu ve yüzlerce devleti hukuken, fikren ve adaletle yönetmiş olan fıkıh usulünün sağlam şemsiyesi altına girmektir. Ancak niyetleri halis olmayanlar, Müslüman zihinleri bu kaleden uzaklaştırmak için fıkıh usulünü dinamik düşüncenin ayağına vurulmuş bir “pranga” gibi göstermeye çalışmaktadır.

Sonuç olarak bu çevrelerin asıl maksadı, “fikir dinamizmi” veya “akademik kariyer” maskesi altında sahte bir fikir mehdiciliği oynayarak dini yine din adına tahrif etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir. Söylemleri muğlak, iddiaları ise temelsizdir. Gerçek maksatlarını açıkça ortaya koysalar, aziz milletimizin Ehl-i Sünnet hassasiyeti ve feraseti karşısında itibar bulamayacaklarını çok iyi bilmektedirler.

Bu sebeple sinsi bir strateji izleyerek farklı dinî görünümlü ideolojik grup ve oluşumların içine nüfuz etmekte, söz konusu fikirleri bu yapılar üzerinden yaymaya çalışmaktadırlar. Bu tür usul mühendisliği girişimlerine karşı uyanık olmak, dinî olduğu kadar millî bir vazifedir.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page